Meğer ölümle yakından tanıştığında, onun elini kolunu nasıl bağladığını gördüğünde, çaresizliğin gerçekten ne demek olduğunu anlıyordu insan. Elinden gelen hiçbir şeyin durumu değiştirmeye yetmemesi ne demek, hatta hiçbir şey için gücünün kalmaması ne demek; yakından görüyordu.
Ölüm, neyin, nereden ve kimden geldiğini bilen insana, dilinin ucundaki isyanları, soruları tutup lâl olmayı öğretiyormuş meğer… O güne kadar kendine dert ettiğin, yük ettiğin ne varsa ölümün azameti karşısında ufalıp toz oluyormuş adeta. Gam neymiş, yüreğe nasıl çökermiş, bir gecede, bir saatte, on dakikada öğreniyormuşsun meğer.
Çok yakın bir sevdiğini kaybedip kanını donduran o acıyı yaşadıysan, sonrasında hayata karşı bir boş vermişlik gelip kuruluyor baş köşeye.
Kimse bana ilişmesin,şuracıkta oldurmaya çalıştığımla bir hemhal olayım diyorum…
Kime diyorum,aman ya Rabbim!Akabinde topla tüfekle dayanıyor kapıya dünya.
Hissettiklerimizin hepsi yüzümüzden okunacak olsa tek tebessüm etmeye mecalimiz yok.
Ama iyi idare ediyoruz,kabul edin.
İyi idare ediyoruz aklı ve yüreği.
neyi severseniz sevin, çok sevin bu hayatta ve çok seviliyorsanız da bir kedi gibi bunun tadını çıkarın.
“Cepte” demeyin, “orada” demeyin, “o hep sever” demeyin, “ne zaman olsa severim” demeyin. Göstermekten çekinmeyin o coşkulu, sarıp sarmalayan; insanın içini, hayvanın içini, bitkinin tomurcuğunu neşelendiren hissi.
Kayırıldığını, ayırıldığını,özenildiğini bilsin birileri sizin tarafınızdan ve siz birilerinin kıymetlisi olun; kuşun, böceğin, serçenin… Yolunuz beklensin, yollarını gözleyin.