Yalvarıyoruz, istiyoruz, anlatıyoruz.. Allah ile konuşurken başka birine dönüşüyoruz. Sesimiz yumuşuyor, kalbimiz hızlanıyor, cümlelerimiz sadeleşiyor. "Allahım şunu istiyorum... Bunu nasip et... Beni affet..." diyoruz. Ve çoğu zaman fark etmeden bir cümle ekliyoruz:
"Nasıl olacak bilmiyorum ama..."
Belki de insan olmaya dair en dürüst yerimiz tam da burası. Çünkü bizler hayatı planlamayı seviyoruz. Hedef koyuyor, takvim yapıyor, ihtimalleri hesaplıyoruz. Her şeyi kontrol edebileceğimizi zannediyoruz. Fakat dua ederken kontrolü bırakıyoruz. "Nasıl" kısmını O'na teslim ediyoruz. İşte o an, aklımızın sınırıyla Rabbimizin kudreti arasındaki mesafeyi kabul ediyoruz ve mırıldanıyoruz; "Nasıl olacak bilmiyorum ama Sen isteyince olur."
Bu cümle bir çaresizlik cümlesi değil; bir teslimiyet ilanı. Ben acizim Rabbim; gücüm yetmez!
Ben cahilim Rabbim; bilmem!
Ben kulunum Rabbim; ancak Senden isterim!
Belki de dualarımızın kilit noktası tam olarak burasıdır. Çünkü insan en çok bilmediğini kabul ettiğinde samimidir. En çok yapamayacağını anladığında gerçektir. Kalbimizi güçlü yapan şey, her şeyi yapabilmek değil; her şeyi yapamayacağını bilip Allah'a bırakmasıdır.
Belki kapılar kapanacak, belki yollar uzayacak, belki beklemek can yakacak. Ama dua eden kalp bilecek ki geciken her şey kayıp değildir. Gücümüz her şeye yetmez, biz bilmeyiz Allah bilir. Bazen verdiği şey değil, verdiği teslimiyet insanı değiştirir.
"Nasıl olacak bilmiyorum ama..."
Belki de imanın en genç ve en taze cümlesi budur.