Söz buraya gelince o büyük melek, Âdem'i, kanadıyla tekrar usulca okşadı. Âdem'e, dünyanın da onun üzerindeki hakkını hatırlattı. Derin yar'ın kıyısında, dünya göklerinin altındalardı.
Unutma, diye başladı:
Herşey senin için yaratıldı ama dikkat et sen herşey değilsin.
Dünya boyun eğicidir ama sen zalim efendi değilsin.
Yeterli sayıyorsun kendini kendine. Oysa hiç yeterli değilsin.
Her şey senin emrinde doğru ama amirliğe kalkışma.
Bil ki kalıcı değil geçicisin, sahip değil misafirsin. Sabit değil iğretisin.
Her ne var ki sende, ödünçtür, senin sanma.
Şımarma.
Yarı kısmın topraktır. Toprağı horlama. Dünyadan, yerine koyduğundan daha fazlasını alma. Onun dengesini bozma. Uyumuna musallat olma. Gülün rengiyle, sütün tavıyla oynama. Karıncanın yolunu kapama, kırlangıcın yuvasını bozma, yılanın dişini kanatma. Pınarların, nehirlerin, ince suların kurumaması için çaba sarf et. Göz kulak ol emanete. Bozma kıvamını, aldığın gibi iade et.
Hava-toprak-ateş-su da insandan alacaklıydı. Bitkinin ve hayvanın, dağın, taşın ve börtü böceğin, yaralı kedinin, hasta leyleğin, yırtıcı parsın, dayanıklı devenin de insan üzerinde hakkı, insandan razılığı vardı.