KADİR EKİNCİ

İzm’ler İzm’ler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşe’lerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı.  
Ötüken yayınevi İletişim yayınları·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Entelektüel Bir Otobiyografi
“20 Ocak 1955... Bir elinde bavul, ötekinde baston. Bavulunda acıları, korkuları, ümitsizlikleri, bavulunda mazisi. Ve tek desteği Mahmutpaşa’dan iki buçuk lira mukabilinde alman baston. Bir adam, bir vapurun ambar merdivenlerinden inmektedir. ‘Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan’, gemi meçhule değil, belde-i nura gidiyor. Sonra rüyaya benzeyen günler. Mânâsız ve manâlı. Çirkin ve korkunç. Sonra bilmem kaç ay Paris. Kenzven geceleri. Kenzven’de her gün gecedir. Istırabı nükte ile yenmeye çalışan bir aciz. Paris, okuduğum romanların en tatsızı, en namussuzu, en kahpesi.” (Jurnal 2.1.1970
Ötüken yayınevi İletişim yayınları·Kitabı okudu
Bazen bir kuyuya benziyor hayat; kör, pis, zehirli bir kuyuya. Boğuluyorum, ölüme koşacak mecalim kalmıyor, kimseyi görmüyor gözüm. Sevdiklerim yabancılaşıyor. Kitaplar tuğla oluveriyor birden. Dostlarımın sesini tanımıyorum. Varlığım bir tele asılıyor. Bir kâbus bu, bir hastalık. Gözlerimi kaybettikten sonra bu kuyuya sık sık düştüm... İstediğini yapamamak, sakatlığımdan doğan bir aciz... Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var... Aczime tahammül edemiyorum... Bugün işimden kovulabilirim. Ve hiçbir iş yapamam. Bu, hayatımın perde arkasındaki ardı arkası kesilmeyen uğultu.” (Jurnal, 25.3.1963) “Yaratamıyorsun. Düşünce... düşünce berraktır, sen düşünemiyorsun. Dış dünyadan kopmuşsun, iç dünyan hasta bir hayvanın korkularını aksettiren ayna... kırık bir ayna.” (Jurnal, 20.7.1965) “Uyku ile uyuşukluk arasında rakseden bir hayat. Beklediğim bir şey yok. Dersler tatsızın tatsızı. Kendimi bir işe bağlayamadım. Felâket şurada ki günler de sınırlı. Çalışmam gereken saatlerde paçavralaşmış bir idrakle başbaşayım.” (Jurnal, 26.3.1963)
“... Gençliğim allahsız bir çölde akıp giden başıboş bir ırmaktı...” (Mektuplar, 11.10.1966)
Mirabonun çocukluğuna şahit olan bir Prens şu hükmü vermiş bu çocuk ya Neron kadar berbat ya Mark Orel kadar ulvi olacak ben de kendimi tarif edeyim mi; ya Reyhane kahvelerinde bir ömür çürüten vaktiyle lisede okuyan ve çalışan Fakat istidadı olmadığı için vazgeçen basit basit adi bir genç veya gözlerini hayatını hakikat uğruna feda ederek nesli Ati destanlarına bir zafer ve fedakarlık numunesi olacak hakiki bir insan... 18 Temmuz 1935 tarihli mektup