Önemsizlil hissini yenebilmek için, kendimizi daha önemli bir konuma getirmeye uğraşmak yerine, herkesin eşit derecede önemsiz olduğunu kavramak gerekir.
Yıkıntılar, hırslarımızı, mükemmellik arayışımızı ve tatmin olma çabamızı bir kenara bırakmaya yönlendirirler bizi. Zamanı yenemeyeceğimizi, yıkımın güçlü ellerinde oyuncak olduğumuzu hatırlatırlar.
Zenginlik, bolluk demekti; burada bolluk derken kastedilen şey kelebekler de olabilirdi, kitaplar da, gülücükler de. İşte Ruskin, sözcüğün bu anlamındaki zenginlik için yanıp tutuşuyordu. Ruskin’in aklındaki zenginlik, alışılmış anlamının dışında bir zenginlikti: o kibarlık, merak, duyarlılık, alçakgönüllülük, tanrısallık ve zekâ açısından zengin olmak istiyordu.
Tragedya sanatı, olası felaketleri önlemek için çok da güçlü bir yetimiz olmadığını bize hatırlatır, talihimiz üzerindeki denetimimizin alçakgönüllü olması gerektiğini öğretir ve bizi felaketlerle karşılaşmış insanlara karşı sempati duymaya yönlendirir. Tiyatrodan çıktığımızda izlediğimiz öykünün etkisiyle, yaşamda, mahvolmuş ve başarısızlığa uğramış kişilere karşı eskisi gibi kolayca tepeden bakan bir tavır takınmamamız gerektiği konusunda bilinçlenmemiz beklenir.