Sanatçının, genel olarak yetenekli bir insanın yalnızlığı bana göre kaçınılmazdır; böyle bir kişi bahtı açık ve başarılı biri olmuş, olmamış, fark etmez. Ve yine bana göre yetenekli kişinin, parlak bir hayal gücüne sahip insanın bu yalnızlığı elden geldiğince dışlaması da anlaşılır ve aslında doğru bir davranıştır. Çünkü yetenekli biri, sıradan insanın o sıkıcı, hazin darkafalılığını er geç görüp anlayacaktır kesinlikle. Ama yetenekli kişi buna karşın kendini savunmak zorundadır, yoksa bu anlayış sonunda onun da katlanamayacağı bir sevgisizliğe ve insanın hor görülmesi sonucuna götürür. Ama sanatçının ya da bir düşünürün kalabalıklar ortasındaki o büyük, çoğunlukla dondurucu soğuk yalnızlığı gizli ya da açık ortadadır hep, sıradan insanlardan biraz ileride bulunmamızın karşılığı olarak bizlerin ödediği bedeldir bu
Zenginlik, bolluk demekti; burada bolluk derken kastedilen şey kelebekler de olabilirdi, kitaplar da, gülücükler de. İşte Ruskin, sözcüğün bu anlamındaki zenginlik için yanıp tutuşuyordu. Ruskin’in aklındaki zenginlik, alışılmış anlamının dışında bir zenginlikti: o kibarlık, merak, duyarlılık, alçakgönüllülük, tanrısallık ve zekâ açısından zengin olmak istiyordu.
Tragedya sanatı, olası felaketleri önlemek için çok da güçlü bir yetimiz olmadığını bize hatırlatır, talihimiz üzerindeki denetimimizin alçakgönüllü olması gerektiğini öğretir ve bizi felaketlerle karşılaşmış insanlara karşı sempati duymaya yönlendirir. Tiyatrodan çıktığımızda izlediğimiz öykünün etkisiyle, yaşamda, mahvolmuş ve başarısızlığa uğramış kişilere karşı eskisi gibi kolayca tepeden bakan bir tavır takınmamamız gerektiği konusunda bilinçlenmemiz beklenir.