Dağlarda ismini bilmediğim bir ot yetişir.İnsan onu,daima koklarsa,bir zaman sonra kokusunu daha az duymaya başlar.Bunun ilacı,bir zaman kendini ondan mahrum etmektir...
İnsan yaşadığı yerlerle beraber bulunduğu insanlarada görünmez ince tellerle bağlanırmış;ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye,kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar,her birinin gönlümüzden kopup ayrılması,bir ayrı sızı uyandırırmış.
Hangi ümide sarılsam elimde kalıyor,neyi seversem ölüyor.İşte üç sene evvel bir sonbahar akşamıyla beraber ölen genç kızlık rüyalarım,kendi küçüklerim,sonra Munise,onun arkasından belki kalbimin öksüzlüğünü avuturlar diye ümit ettiğim talebelerim.Yavrularını tehlikede gören bir ana kuş hırçınlığıyla üstlerine titrediğim bu şeyler ,sonbahar yaprakları gibi birer birer sararıyor,dökülüyor.Daha yirmi üç yaşıma girmedim;yüzümden vücudumdan çocukluğun izleri silinmedi;halbuki gönlüm,baştan başa bütün sevdiklerimin ölüleriyle dolu.