“İnsan asla resmi bir görevi kabul etmemelidir. Eğer ederseniz, Bilmemkim Efendi olarak, siyasal topluluk çarkının içindeki minik bir dişli olmaktan öteye gidemezsiniz; kendi davranışınızda bile söz sahibi olamazsınız ve bu durumda teorileriniz pek yardımcı olmaz. Bir unvanınız olur ve bunun içinde her günah ve kötülük beraberinde gelir.”
“Tecrübeli bir denizcinin gözü nasıl hep suyun üstünde olup çok uzaklardan gelen borayı görüyorsa, insan da daima biraz öncesinden ruh halini görebilmelidir. İnsan ruh halini takınmadan önce kendisini ve başkalarını nasıl etkilediğini bilmelidir. Tam tonları çalmak ve bir kişide ne olduğunu görmek için önce bir ya da iki notaya vurulur; ara tonlar ardından gelir. Tecrübeniz arttıkça hiç aklınıza gelmeyen bir kişide genellikle çok şey olduğuna daha kolay ikna olursunuz. Böyle son derece sıkıcı olan duygusal insanlar kızdıklarında genellikle çok eğlenceli olurlar. Kızdırmak özellikle verimli bir araştırma yöntemidir.”
“İnsan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı. Kendimi inceliyorum; bundan sıkılınca vakit geçsin diye bir puro yakıp düşünüyorum: Tanrının benimle ne kastetti…”
“Kendimi hasta hissediyorum diye şikâyet ettim. “Muhtemelen çok kahve içiyorsun ve yeterince de hareket etmiyorsun,” diye cevap verdi. Üç hafta sonra yine başvurdum ve gerçekten iyi olmadığımı; fakat bu sefer kahveden olamayacağını çünkü ağzıma sürmediğimi, hareketsizlikten de olamayacağını çünkü her gün yürüdüğümü söyledim. “O zaman sebep, kahve içmemen ve fazla hareket etmendir,” diye cevapladı. İşte gördük; sağlığın yerinde olmaması durumu aynıydı ve aynı kaldı, fakat kahve içtiğim zaman kahve içtiğimden oluyor, kahve içmediğim zaman kahve içmediğimden oluyordu. Biz insanların durumu da genel olarak işte böyle. Yeryüzündeki bütün varoluşumuz bir tür hastalıktır. Eğer biri sebebini merak ederse, insan önce ona hayatını nasıl düzenlediğini sorar; bunu anlatır anlatmaz cevabı yapıştırır: “Yaa işte; işte o yüzden.”