"Onu aklımdan çıkaramıyordum. Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağıya sancılara boğan, insana sırrını kimselerw anlatmadan ölmeyi arzulayan bir şeydi. Kolları, başı her zaman dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey."
"Daha çok anlat" dedim.
"Hoşuna gidiyor mu?"
"Çok. Elimden gelse seninle sekiz yüz elli bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
"Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz."
"Gider gibi yaparız."
"Nen var Zeze?
"Hiç şarkı söylüyordum."
"Şarkı mı söylüyordun?"
"Evet."
"O zaman ben sağır olmalıyım."
Insanın içinden de şarkı söyleyebildiğini bilmiyor muydu yoksa? Bir şey demedim. Bilmiyorsa bunu ona öğretmeyecektim."