İnsanın var olduğu günden beri yakasını bırakmayan,en kadim dertlerinden biridir ölümsüzlük.Yazar,yarattığı Falin karakteriyle bu zamansız meseleye ezber bozan cevaplar arıyor.
Sayfalar ilerledikçe,adına "ölüm" dediğimiz ve genellikle ürkütücü bir son olarak algılanan o mutlak gerçeğin,aslında ruh ile beden arasındaki zarif bir yol ayrımı olduğunu fark ediyoruz. Kitap,bu ayrılışın bir bitiş değil,yeni başlangıçların kapısı olduğunu fısıldayarak ölüm korkusunun yerine derin bir kabulleniş bırakıyor.
Yazar,ölümsüzlüğü uzaklarda ararken gözden kaçırdığımız bir başka hakikati de yüzümüze çarpıyor: Bedenimiz.
Dünyada varlığımızı somutlaştıran, bizi tanımlayan bu yapının aslında ne kadar büyük bir mucize olduğunu gözler önüne seriyor. Her bir hücresiyle, kendi içindeki muazzam ahenkle şarkılarını söyleyen bedenimiz,kitapta adeta eşsiz bir orkestra olarak tasvir ediliyor.
Falin'in hikayesi,okuyucuyu sadece ölümün ötesini düşünmeye değil,şu an içinde yaşadığı etten ve kemikten sarayın kusursuz senfonisini dinlemeye de davet ediyor.