Yine güzel bir eser çıkmış ortaya ama havada kalan bazı detayların olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Kurgu güzeldi ama yetersizdi. Mater serisindeki heyecanı hissedemedim. Bana aşırı sürükleyici gelmedi ve hep bir sonraki hamleyi tahmin ettim. Bu durum nerdeyse tüm kitaplarını okuduğumdan kaynaklanabilir, çünkü kalemine fazlasıyla aşinayım. Biraz kendini dinlendirmesini ve bomba gibi geri dönmesini istiyorum. Bunlar benim düşüncelerim farklı düşünen varsa saygı duyarım. Herkese keyifli okumalar.
Dün başlayıp bugün bitirdiğim kitabımı bitirir bitirmez yaziyorum.Falinin yaşam hikayesiyle yaşamı,ölümü,bedenin ne kadar da kıymetli olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyor.Sinif farklılığı Araf ta bile var mı hocam gerçekten :)Kitap o kadar güzel ki ne yazsam eksik kalacak.Seni çok sevdim Falin asla yalnız değilsin. Hayat ve ölüm arasında ince çizgide gidiyorsunuz.Yeri geliyor bir insanın nasılda umutları kırıp hayatınızı batirdigini görüyorsunuz. Yeri geliyor biyolojinin en dibine giriş bir aşkın bizi nasıl var ettiğine eşlik ediyorsunuz.Oda yetmiyor bu aşk hikayemizden daha ne güzel yaşamların başlaması için valizimin öneminden bahsediyor.Ne olur seri olsun ve devamı gelsin çünkü glia bulunmayı hak ediyor.Belki de Mileva ona bir şans sunar.
İyi ki ama iyiki hemen alıp okumuşum.Kaleminize sağlık her daim yazın.
Canım yazar,organlarımı bağışlamam gerektiğini bana bilimsel olarak açıkladığın için minnettarım.
Bildiklerime bilgi eklediğin, eksiklerimi tamamladığın için teşekkür ederim.
Bu teşekkürü bir borç olarak gördüm ve sözlerime teşekkür ederek başladım çünkü, insan olarak bilim ve din arasında gidip gelmenin ve arada kalmanın ne demek olduğunu benim gibi düşünenler çok iyi bilir.
Din de bedenin bozulmadan gömülmesi gerektiği eğer organlar çıkartılırsa ruhun huzur bulmadığı inanışı varken, bilim diyor ki, Kalp durur, özelliği bitmiştir. Vücuttaki akyuvarlar ve hücreler kalpten bağımsız savaşmaya devam eder. Bilimsel olarak kanıtlanmış olan bu veri doğru demek ki uygun olması durumunda da organ bağışı yapılabiliniyor ve organlarının başka bedenlere can vermesinin ne kadar müthiş bir şey olduğunu hatırlatıyor okura satırlar...
Satırlarda ki yolculuğum beni, vitesi hiç küçültmeden düz bir yolda hiç bir engele takılmadan gitmemi sağladı. Kendimi hikayeye kaptırdım ve bir baktım ki eser bitmiş...
Ütopik bir hikaye olduğunu düşünüyorum zaten bilim kurgu türünde yazılmış bir eser dolayısıyla iki türden de bahsedebiliriz.
Aile yaşantısı, sosyoloji ve psikolojik dallarında ve tıp alanında bilgilendirici öğretici aynı zamanda bir sürü sorularla kapağı kapatacağınız bir eser karşılayacak sizi söyleyeyim.
Ve bir okur olarak dikkatimi çeken bir diğer hususta valizdi. Yazar valizi eserde metafor olarak kullanmış. Valizi olmayan ölülerin arafta kaldığı, cennet ve cehenneme gidemeyip bekledikleri bir durumu okurken valiz bana şu yorumu yaptırdı, sen bir bütünsün herşeyinle var olmalısın ve o şekilde bu tarafa gelebilirsin.
Sıradışı bir o kadar da heyecan verici bu esere yer vermenizi tavsiye ederim.
Sevgiler
Biomortem Falin naptın sen bütün sorularla baş başa bıraktın beni... Serkan Karaismailoğlu yine yeniden müthiş bir hikayesiyle hem bilgi vermeye hem de hayal gücümüzün sınırlarını keşfetmeye doğru bir kitapla karşımıza çıkmış. Yazarın en sevdiğim yanı zaten bilgiyi romanla harmanlayarak vermesi bu konuda gayet başarılı. Baş karakter Falin ölmek üzere olan bir yazar, fakat yazarlık macerası karısı Enke'den ayrıldıktan sonra başlıyor. Biomortem ise özel bir araştırma merkezinin adı ve bu merkeze gelmeden önce de hem aşık olduğu hem de yazar olmasın da büyük rol oynayan kör bir kadın olan Amakrin karşımıza çıkıyor.
Bu isim boşuna konulmamış Amakrin'in anlamı göz anatomisi'nde Amacrin hücreleri, dendritik dallarını iç pleksiform tabakaya (IPL) yansıtan inhibitör nöronlardır. Amakrin'in kör olduğunu unutmayalım. Bir de bu hikayede ona yol gösteren bir karakter daha var o da Glia tabiki bu isim de boşuna değil.
Glia hücreleri, beyin ve sinir sisteminin nöronal olmayan hücreleridir. Glia hücreleri ne işe yarar? Günümüzde nörobilim glia hücreleri için dört ana işlev tanımlamıştır: sinir hücrelerini sarmak ve onları bir arada tutmak, sinir hücreleri için besin ve oksijen sağlamak, bir sinir hücresini diğerlerinden ayırmak, patojenleri imha etmek ve ölü sinir hücrelerini kaldırmak.
Roman da bazı hücreleri bir karakter gibi göreceksiniz. Kitabın arkasında da yer alan ve benim de ilk defa duyduğum bilgiyi buraya yazmak istedim.
Biz ölsek bile organ ve dokularımız yaşamaya devam edecektir Falin. İnsanlar üzerini toprakla örtüp hüzün içinde mezarını terk ettiğinde hücrelerinin hâlâ canlı olması gerçekten ironik. Düşünsene öldükten iki gün sonra bile vücudundaki binden fazla gen hiçbir şey olmamış gibi aktiftir. Akyuvarların 60 ila 86 saat, kas hücrelerinin 14 gün, Fibroblas hücrelerin ise 1
Öncelikle tıbbi arastırmalara ilginiz varsa, bilim kurguyu seviyorsanız, güncel arastırmalardan haberdar olmak istiyorsanız okunur. Mater serisinde de bir aşk vardı burada da var. Muhtemelen bunun da devamı olacak,olmazsa "kötü bir son "yorumunu sonuna kadar hak ediyor olacak benim için. Evet güzel kurgu evet konu ölüm sonrası ve elbette belirsizlikle sona ermeli ama o belirsizlik kavramı bu bitişe ait değil. Bekleyelim görelim...( Yazarın sosyal medya hesabında gezindim biraz, kitap seri olacak ama devam niteliğinde değilmiş " Black mirror" tadında her kitap başka bir hikaye anlatacak demiş.)
Serkan KaraismailoğluBiomortem ile okurunu alışıldık bir roman yolculuğuna değil; beynin, bilincin ve ölüm kavramının tam ortasına bırakıyor. Bu kitapta ölümü bir son olmaktan çok, bilimin açıklamaya çalıştığı en büyük sır olarak ele alıyor.
Biomortem yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi; insan beyni, hücreler, bilinç ve biyolojik süreçler üzerinden sorgulayan bir anlatı. Kurgu, bilimsel verilerle desteklenirken okur, insanın gerçekten ne zaman “öldüğü” sorusuyla baş başa kalıyor. Kalbin durduğu an mı, beynin vazgeçtiği an mı, yoksa hatırlanmadığımız an mı?
Serkan Karaismailoğlu duyguyu doğrudan vermekten çok bilimin içine gizlemeyi tercih etmiş. Akademik bilgiyle örülü cümleler, zaman zaman okuru zorlayabiliyor; fakat bu bilinçli bir seçim gibi duruyor. Çünkü yazar, okurunu rahatlatmak değil, düşündürmek istiyor. Biomortem bir hikâyeden çok, zihinsel bir deneyim hissi uyandırıyor.
Bu kitabı okurken kendimi bir romanın içinde değil, kendi zihnimin koridorlarında dolaşıyor gibi hissettim. Bilimsel bilgilerle karşılaşırken, bir yandan da varoluşsal bir yalnızlık duygusu eşlik etti. Biomortem , kalbe değil beyne sesleniyor gibi görünse de, sayfalar ilerledikçe duygunun da sessizce içeri sızdığını fark ediyorsunuz. Bittiğinde ise elinizde bir cevap değil, ağır ama değerli sorular bırakıyor.
Bu kitap bize ölümü anlatmıyor;
yaşadığımızı sandığınız şeyin ne olduğunu sorgulatıyor.
Keyifli okumalar dilerim
Biomortem, beni hem kurgu hem de bilimsel yönüyle gerçekten şaşırtan bir kitap oldu. Ölüm gibi herkesin bir şekilde kafasını kurcalayan bir konuyu alıp, buna hücresel düzeyde – yani bilimsel anlamda – bakan bir romanla ilk defa karşılaştım diyebilirim. Serkan Karaismailoğlu'nun nörobilim alanındaki bilgisi romanın her satırında kendini hissettiriyor ama bunu öyle kasmadan, yormadan yapıyor ki okumak hem kolay hem de öğretici.
Kitabın en çok ilgimi çeken tarafı, bedenin ölümden sonra bile yaşam mücadelesine devam ettiği fikri oldu. Özellikle vücudumuzdaki bazı hücrelerin günlerce aktif kalabildiğini okumak, beni hayretler içinde bıraktı. Romandaki karakterler de oldukça derin; özellikle Falin’in yaşadıkları ve iç dünyası beni çok etkiledi. Sadece bir hikâye okuyor gibi değil, sanki onunla birlikte düşünüyor, sorguluyor gibi hissettim.
Hem roman okuyayım hem de bir şeyler öğreneyim diyen biri için gerçekten çok doğru bir tercih. Bilim ve edebiyatı bir arada sevenlerdensen, Biomortem tam sana göre olabilir.
Yazarın kendisini çok seviyorum ve biyolojik bilgileri kurgusal bir şekilde yansıtması çok güzel. Endosimbiyotik hipotezin bir aşk hikayesi olarak okumak bana aşırı zevk verdi. Yaşlanma ve ölüm üzerine hatta ölümü kabullenme üzerine yazılmış mükemmel bir kitap. Böyle gerçek bilgilerin hikayeleştirilerek verilmesi hem öğretici hem eğlenceli olmuş. Birkaç soru işareti var sadece kitabı okurken kaçırmış olabilirim veya ikinci okuyuşta belki cevabını bulurum.
Uyuduğu zaman kaç yıl geçti diye veya mileva'nın nasıl genç kaldığı, hikaye başlangıcında amakrinden bahsederken beyin dalgalarının ve analizlerin sonucunu görmek istedi ama göremedi ve ben de merak ettim. Ve son içimde yara olan kısım amakrini neden görmedin Falinn. Bütün kitap bu ana hazırladı bizi ama ama...
Merve
Uzun zamandır inceleme yapmamıştım. Yazar yine güzel bir kitapla karşımıza çıkmış. Yaşamla ölümün iç içe olduğu, biyolojinin ince işlendiği, sürükleyici bir kitap..
#biomortem ile merhaba..
Yaşadığımız dünya ve gideceğimiz dünya arasında sıkışıp kalmak, gitmek mi kalmak mı? O tünele girip geri dönebilmek mi?
Mesela siz yeryüzünün ilk aşkını biliyor musunuz? Arkea ve Mithe..
Ya çürümenin fizyolojisini? Sevdiğinizi cam bir tabutla gömebilir misiniz toprağın altına, onun çürümesini görmek ne hissettirir size?
Bu dünyadan ayrılırken valizinizi yanınıza aldınız mı? Valiziniz kayıpsa nereye gideceksiniz?
Seçimlerimiz, ilişkilerimiz hayatımıza yön verenler, hayatımızın yönünü değiştirenler.
Peki ya biobot nedir? Damarına kan yerine.... Ooooo. O kadar çok şey var ki.
Toprağın kalbine emanet edilenlere, ne güzel bir ifade diyorum ve okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar diliyorum.
Lisans eğitimini 2005 yılında Hacettepe Üniversitesi Biyoloji bölümünde tamamladı. 2009 yılında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim dalından yüksek lisans derecesini almış olup halen aynı yerde doktora eğitimine devam etmektedir ve araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır.
Sinirbilim alanında, beyin cinsiyeti (kadın beyni – erkek beyni)
başta olmak üzere çeşitli konularda çalışmalarına devam etmektedir. 2009 yılında ulusal fizyoloji kongresinde en iyi genç araştırmacı ödülünü almıştır. Bir tane uluslararası kitap bölümü olmak üzere çeşitli ulusal ve uluslararası dergilerde makaleleri bulunmaktadır. Sinirbilimin son bulguları ışığında, yaşamımızı doğrudan etkileyen birçok konuda, ilgilenen herkesi; anlaşılabilir, tartışılabilir, uygulanabilir ve en önemlisi de olabildiğince eğlenceli bir şekilde bilgilendirmeyi amaçlayan
“Ortapia” projesinin kurucusu ve yürütücüsüdür.
Youtube platformundaki Ortapia Serkan Karaismailoğlu kimdir? sorusuna ''Kendisi çok küçükken eve gelen kadın komşuların annesine sorduğu “bugün beyin için ne yaptın?” sorusunu tümüyle yanlış anlayıp (meğerse annemin babam için yaptığı yemeği soruyorlarmış) her gün beyin ile ilgili yeni bir bilgi öğrenme çabasıyla büyümüş ama halen çocuk olan bir yetişkindir. Her şeyi yapmaya çalışıp, hiçbir şeyi yapamamış olmanın verdiği hüzün ve hazla yaşamaktadır. Doktorasını Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı’nda “beyin cinsiyeti” üzerine üzerine yapmış olup halen aynı kurumda çalışmaya devam etmektedir.
“Kadın Beyni Erkek Beyni” adlı kitabı 2015 yılında çıkmıştır.
Ortapia projesinin kurucusudur.
2016 yılında TÜBİTAK desteği kapsamında “fizyopia” adlı teknokent şirketini kurmuştur.'' diyerek cevap veriyor.