Süleyman Ak

"...Sonra dünyanın, baş kaldırmaya mecbur kişilerle dolu olduğunu gördüm. Dünyamızı bu başkaldırmaya mecbur kişiler yapmış, yapıyordu. Bu başkaldıran kişiler insanlığın özüydü ve dünyayı onlar değiştirerek bu duruma getirmişlerdi."
Reklam
Ben demiyorum ki insan hiç karanlığa, umutsuzluğa düşmez. Düşmez olur mu? Ama insanlığın mayası aydınlık ve umuttur.
Sayfa 87·Kitabı okudu
Doğu Anadolu'da koyun sürülerine koyun damlarına kışın acıkan kurtlar girer, koyunlara saldırırlar, bir koyunu alıp götürmezler, bütün bir sürüyü ısırırlar, yaralarlar, parçalarlar kaçarlar. Kurdun dişlerince yaralanmış koyunlar İflah olmaz ölürlermiş eninde sonunda.. İşte böyle köye kurt girdiğinin sabahı köylüler atlanırlar kurtların ardına düşerlermiş, kurdu, kurtları yakalayınca fiske bile vurmazlar sağlam bir zincirle, kopmaz kirişler kurtların boğazına birer zil takar onları bırakırlarmış, kurtlar, kurda kuşa hiçbir canlıya koyuna, eşeğe, danaya hiçbir yaratığa yaklaşamaz da açlarından ölürlermiş. İşte Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri de bu kurt metodunu köylülerden öğrenmiş her hoşuna gitmeyen insanın boynuna bir zil takıp bırakıyordu bozkıra.. Ben sizi bilmem, benim gençliğimde boynumda hep zil oldu. Arkadaşlarımın da... İşte yazılacak roman budur ya korkumdan yazamadım ya da gene korkumdan. "Zilli Kurt" olma korkusu korkuların en belalıısır...
Sayfa 78·Kitabı okudu
Bostanı beklerken bir merakımda karpuz kabuklarıydı. Karpuz kabuklarını güneşe koyuyor bekliyordum. Eşekarıları, sarıca arılar, balarıları, öteki arılar kabuklara doluşuyordu. Kabukların arasına oturuyor, onlara, üst üste çokuşmuş arılara gözümü dikiyor, gözümü onlardan ayırmadan seyrediyordum. Bir şeye gözümü dikip günlerce durmadan seyretmek benim çocukluk huylarımım başlıcalarındandı. Sanki dünyaya hiçbir şey yapmadan seyretmeye gelmiştim...
Sayfa 43·Kitabı okudu
Ben dört buçuk yaşındaydım. Babam camide namaz kılarken onu, Van'dan gelirken ölümden kurtarıp besleyip büyüttüğü Yusuf adında ki oğulluğu yüreğinden bıçakladı. Babam çok uzun boylu bir adamdı. Belki bir doksan boyunda. Geniş omuzlu... Onu böyle anımsıyorum. Çocukları da çok severdi. Bütün köyün çocuklarına şehirden, her birisine ayrı ayrı armağanlar getirirdi. Ben babamın camide, o namaz kılarken yanındaydım, hançerlendiği akşamdan sonra sabaha kadar yüreğim yanıyor diye ağladım. Ardından da kekeme oldum ve on iki yaşıma kadar zor konuştum. Babamın ölümü beni çok üzdü. Onun öldüğüne bir türlü inanamadım. Mezarına da gitmedim. Öldüğünden dolayı ona derinden kırıldım, küstüm...
Sayfa 36·Kitabı okudu