Yola çıktığında fark edersin cebindeki taşları. Birkaçı sana atılmıştır. Biri annenden biri babandan yadigâr,benim yerime taşı bu borcu diye fısıldar habire sana. Sitem taşı, küskünlük taşı, çocukluk kırgınlıkları, suçluluk ve utanç taşları da yanında.
Dere seslenir, sen taşıyamazsın ama ben ağırlığını alırım, yuvarla bana içindekileri. Bazısı akarsuya bırakılır, bazı kelimeler suya fısıldanır. Su taşın ağırlığını bilmez, onu taşıyan bilir. Kelimelerin de.
Bu, çocukluktan kalan sitem.
Bu, geç kalmış bir özür.
Bu, kendimi kanıtlama telaşı.
Bırak suya.
İcraat yapmadan görülmek.
Ses çıkarmadan duyulmak.
Kaybolmadan özlenmek.
İsptalamadan yeterli olmak.
Dağılmadan bir arada kalmak.
Açıklamadan anlaşılmak.
Kurtarılmak değil,yalnızca dinlenmek.
Değiştirilmek değil,içtenlikle anlaşılmak.
Olabileceği gibi değil,olduğu gibi kabul edilmek.