Yerel Edebiyat İçin Cesur Bir Adım. Türk edebiyatında mitolojik bilim kurgu (özellikle bu kadar spiritüel bir altyapıyla) çok yaygın bir tür değil. Bu açıdan, türün meraklıları için farklı bir soluk olarak görülebilir.
Yazarın Süryani kökenli olması, bölgeyi içeriden bir gözle görmesini sağlıyor. Dicle ve Fırat'ı sadece Türkiye, Irak veya Suriye'nin bir parçası olarak değil, tüm insanlığın "beşiği" olarak konumlandırıyor. Tarihi eserlerin bir kaçı dışında Avrupa'daki müzeler de inceleme şansını bulmuş olması çok üzücü. Diğer yönünden bakarsanız medeniyet hırsızlığını göz önüne sermiş.
"Duvarların dili olsa da konuşsa dediğimiz o evlerde, aslında duvarlar her gün çığlık atıyor. Bu roman, o duvarları yıkmaya niyetli bir kalemden çıkmış; sert, sarsıcı ama bir o kadar da gerçek."
Proust "Kayıp zamanın izinde " okuyanın bu kitabı da muhakkak okumasi gerek diye düşünüyorum.
Bir şeye ikinci kez bakmanın getirdiği mutluluk Proust için iyileşmenin en iyi yoludur. Bu görüşe göre, tatmin olamayışımızın nedeni kendi hayatlarımızın baştan beri kusurlu olmasından değil, kendi hayatlarımıza gerektiği gibi bakmamamızdan kaynaklanır. Çıtır çıtır ekmeklerin güzelliğini takdir etmemiz, bir şatoya ilgi duymamızı engellemeyecektir ama ekmeklerin güzelliğini hiç fark etmiyorsak, takdir etme yetimizi iyice gözden geçirmemiz gerektiğine işaret eder bu. Mutsuz genç adamın evinde gördükleriyle Chardin'in benzer iç mekânlarda seçtiği ayrıntılar arasındaki büyük fark, salt edinme ya da sahip olma sürecine karşıt olarak, belli bir bakma biçimini vurgular.
Snurov'un «Türkiye Proletaryası» adlı bu önemli incelemesi, gerek Jön Türk iktidarı, gerekse kemalist iktidar sırasında Türkiye'nin sosyo-ekonomik yapısını , burjuvazi yaratma ve yabancı sermaye ile bütünleşme çabalarını; bu kapitalistleşmeye paralel olarak işçi sınıfının gelişmesini, 1923-1929 dönemindeki ağır koşullarını, hem burjuvazi, hem de iktidar ile çatış masını ortaya koymaktadır.