“Bir karanfil bile takamıyorum şimdilerde yakama
Oysa en çok yakışandı o her şeysizlikle övülmüş bedenime
Şimdilerde
Yumruklarımı sıkıp bir devrimci gibi gezemiyorum sokaklarda
Şu koca dünyada silik bir nokta gibi duruyorum
Bir kitabin dipnotu gibiyim sanki bu hayatta
Neden hiç bir şeyi anlamlandıramıyorum
İçimden onca ses geliyordu uzun zamandır
İçim içimi çekiştiriyor sanırım
Bundan sonra gömdüm işte kalbimi toprağa
Ne zaman yeşerir umrumda değil
Ruhumu şiirlere verdim artık ben orada yeşereceğim”
İçindekileri bilmeden hakkında
yorum yapacaklar,
hangi şartlarla mücadele ettiğini bilmeden yargılayacaklar,
hasbelkader sorsalar bile dinlemeyecekler,
sen anlatmaktan vazgeçtiğinde ise
içine kapanık diyecekler;
lanet dünyanın empati yoksunu insanları.
Onu da öyle kabul edelim , bunu da böyle kabul edelim. Herkes istediği gibi davransın ama biz yine her şeyi kabul edelim. Kimse, kimsenin görgüsüzlüğünü, saygısızlığını, lafını tartmadan konuşmasını tolere etmek zorunda değil.
Özlemek için Nazım var, Mavi için Edip, Sevmek için Cemal Süreya, Sevda için Ahmed Arif, Bazen özledim diyemezsin, Nazım okuyorum dersin. Ben Nazım okuyorum, Sen ne yapıyorsun?
Kitap okuyordu Üstadım, bu yüzden beni üzmez sandım." Dedim hüzünle.
"Yanılmıyorsun kitap okuyanlar üzmez lakin okuduğundan anlamak istemeyen üzer.
Okumak Azizim, insanı incitmeyen tek şeydir."