bir kitle hareketinin tek vücut yapisi içinde kişisel bağımsızlığımızı kaybettiğimiz zaman yeni bir özgürlüğe kavuşuruz: Bu, hiç utanmadan ve vicdan azabı çekmeden, nefret etme, yalan söyleme, işkence yapma, adanm öldürme ve ihanet etme özgürlüğüdür. Bir kitle hareketinin çekiciliği kismen bu gerçekte yatmaktadır. Orada biz, "başkalarının namusunu lekeleme hakkı" buluruz ki bunun, Dostoyevski'ye göre büyüleyici bir cazibesi vardır.**
Pascalın "bütün insanların doğal olarak birbirinden nefret ettiği ve sevgi ve hayırseverliğin birer sahte görüntü olduğu, çünkü bunların temelinin nefretten oluştuğu"* şeklindeki ifadesinde ne kadar gerçek payı bulunduğunu bilmemekle beraber, benliğimizin oluşumunda nefretin geniş kapsamlı bir eleman olduğunu düşünmemek imkânsızdir.
Genellikle, bir seyi sevdiğimiz zaman, o seyi bizimle beraber sevecek taraftarlar aramayız; aksine, sevdiğimiz şeyi seveni, rakip ve saldirgan olarak görürüz. Fakat bir şeyden nefret ettiğimiz zaman, aynı şeyden nefret eden taraftarları daima arariz.
Birleştirici etkenlerin en kolay bulunanı ve en geniş kapsamlisı "nefret"tir. Nefret, bir insanı kendi kendinden koparıp ayirir ve ona dertlerini ve geleceğini unutturarak onu kiskançlık ve yalnıizca kendini düşünmekten kurtarır. O kişinin artık en içten arzusu, kendi benzerleriyle kaynaşıp ateşli bir kitle haline gelmektir