Başlangıçta söz vardı. Ve söz Tanrıya, peygamberlere aitti. Söz, yaratanındı. Zamanla söze başkaları da ortak oldu. Ticaret ve teknoloji bu süreci hızlandırdı. Matbaa, yerel dillerin kullanımı, genel eğitim ve sonunda radyo, telefon vs. herkesi söze ortak etti. Hepimiz söze ve onun aracılığıyla dünyaya sahip olduk. Dünyaya sahip olma çabamızla onu bir bütun olmaktan çıkarıp kısırlaştırdık, kendi sözcüklerimizin içine hapsettik. Hükmeden artık biziz. Söz bizim!
Yöneticiler, yirminci yüzyıl bilincinden cehennem düşüncesini silmek için kitle iletisim araclarini kullandilar. Mahkum edildiğimiz bu güçsüzlük içinde , ezilenlere bir zamanlar avuntu kaynağı olmuş ikonlardan bile yoksunuz artık.
Cehennem kavramının kaldırılmasıyla, ezilenler, kendilerini ezenleri orada hayal etme özgürlügünden yoksun bırakılmış oluyorlar. Bu durumda yöneticilerin maruz kaldığı yegane tehlike, kendi skandallarının ya da teröristlerin kurbanı olmaktar.
Ölümden sonraki yaşamak duyulan ilginin yerini, ölümsüzlük arzusu almış. Türümüz, ömürlerin uzamasıyla övünüyor. Herkes genç görünmeye, genç yaşamaya çalışıyor. Bize daha az iş ve daha çok eglence vat ediliyor. Robotlar hepimizin köle sahibi olmasını sağlayacak. Aylaklık edeceğimiz, sürekli tüketecegimiz zaman his durmadan, hic durmadan artacak. Öyle umuyoruz.