Baba, tatil öyküsünü anlatmayı şöyle sürdürdü: “O andan sonra her şey ters gitmeye başladı. Ertesi gün arka koltuktan duyduğum tek şey sürekli şikâyetlerdi: ‘Ne zaman varacağız?’ ‘Daha ne kadar gideceğiz?’ Beni takdir etmediklerini, bana kızdıklarını hissediyordum. Oysa tatilimizi planlamak için ben saatlerimi harcamıştım. Birlikte eğlenebilmek için üç hafta işten ayrılmıştım. Sonunda dayanamayıp, karayolları haritasını alıp ikiye katlayıp havaya fırlattım. ‘Ben vazgeçiyorum, alın tatili kendiniz planlayın.’ “Sonra gerçekten de öyle yaptık. Günleri paylaştık. Bir gün kızımın, bir gün oğlumun, bir gün karımın, bir gün de benim oldu. Herkes kendi gününde, akşam saat yediden önce varmamız ve önceden saptanan miktarda para harcamamız koşuluyla, nereye isterse hepimizi oraya götürebilecekti. Eğer birimiz o günü uyuyarak geçirmek isterse, herkes uyuyacaktı. Eğer yolda giderken bir canlı yılan şovunu izlemek isterse, durup hepimiz izleyecektik.
“Biliyor musunuz? Bu tatilde aile olarak birlikte hayatımızın en güzel zamanını geçirdik. Geç de olsa tatillerden niye zevk almadıklarını öğrenmiştim. Çünkü kendi tatillerine değil, benim tatilime çıkıyorlardı.”
hiç oldu mu? Eğer durumun kontrolünü kendileri değil de siz elinizde tutuyorsanız, insanlar genellikle şükran duymayacaktır. Eğer kontrolü elde tutmak yerine paylaşmayı öğrenebilirseniz, o zaman bunun kendi tatilleri olduğunu düşüneceklerdir.
Bugünden itibaren, başkalarını da ilgilendiren önemli bir karar almak zorunda olduğunuzda, bunu tek başınıza sonuçlandırıp bir oldu bitti halinde sunmayın. Böyle yaparsanız, başka bir seçenek olmasa bile, etkilenecek insanlar karşı çıkacaktır.
Niçin? Çünkü kendileriyle birlikte değil, kendilerine rağmen yapılmaktadır.
Bunun yerine, her ikisi de aynı şekilde kabul edilebilir olan iki farklı seçenek saptayın, gruba her ikisini de sunun ve bir karar almalarını isteyin. İlgili kişiler kendileri almış olduğu için karardan çok daha mutlu olacaklardır.
Müşterilere ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine, onlara iki seçenek sunun ve hangisini tercih ettiklerini sorun. “Gelecek Pazartesi saat birden önce bir randevu vermemiz mümkün değil” demek yerine, “Size Pazartesi saat bir ya da üç için bir randevu verebiliriz. Hangisini tercih edersiniz?” diye sorun. “Konser iptal edildiği için paranızı geri ödemek zorundayız” demek yerine, “Paranızı geri mi ödeyelim, yoksa bu hakkınızı sonbahar konserleri dizisinde kullanmayı mı tercih edersiniz?” diyebilirsiniz. İnsanlara tercihte bulunma olanağı vermeniz kendi adımlarının sorumluluğunu üstlenmelerini mümkün kılar ve gelişmeden daha büyük bir tatmin elde etmelerini sağlar.