Annem bana şunu öğretmişti: “Herhangi bir zamanda yapılabilecek şeyler nadiren yapılır.” Bir zaman sınırlaması olmazsa insanların özlü konuşma ihtiyacı hissetmesi için bir neden olmaz. Kendilerini tekrarlar, gelişigüzel konuşur ve daldan dala atlarlar, bu arada dinleyiciler de zihinlerinde Tahiti’ye giderler.
Çocukların kendilerini gerçekten dinlediğinize emin olmalarını istiyorsanız, diz çökün. Konuşurken başlarını yukarı kaldırıp size bakmak zorunda olduklarında, en içten düşüncelerini sizinle paylaşmaya çekinirler, çünkü tepenizde duran birisine içinizi açmak korkutucudur.
Kelimenin her iki anlamında da onların hizasında olmadığınız için, ne hissettiklerini anladığınıza hiçbir zaman inanmayacaklardır. Ama eğer şeyleri göz göze görebileceğiniz şekilde aşağıya eğilirseniz, kendileriyle aynı bakış açısından baktığınızı sezgisel olarak bilecekleri için, sizinle daha serbest konuşacaklardır.”