Yine de okudum!
Yazılarımın yolumu aydınlatacağına olan inancımla duvarlardaki çoğu anlamsız cümleyi çözmeye, okumaya, anlamaya çalıştım. Amacıma ulaşamayınca odanın dört bir yanına atılmış kâğıtları toparlayıp masanın üzerine koydum. Nereden başlayacağımı bilemeden okumaya koyuldum. Bunca yazıyı düzenlemeden okumanın işe yaramayacağı aşikârdı. Sinirlendim buna ve titreyen ellerimden sızan kanla lekelenen kâğıtları bir çırpıda yere saçıp bakışlarımı boşluğa diktim.
Düşünmem gerekliydi. Olabildiğince eskiye, çocukluğuma, mümkünse doğumumdan önceki zamanlara kadar gidip eksik parçaları bulmalıydım. Sizlayan ellerime, akan kanıma aldırmadan gerçekleri bulmak amacıyla zihnimi yoklamaya başladım. Hatırlıyordum!
Evet, herkesten ayrı yere koyduğum bir kız vardı.
Esmer. Bembeyaz dişlerinin hepsi görünürdü gülümserken. Çok sık ve muhteşem gülerdi. İnsana bir ömrü bahşeden öz, sanki pembe damaklarından dişlerine akmıştı. Nefes alışlarım dişlerine muhtaçmışçasına bakışlarımı o nur denizinden alamazdım. Hayat doluydu. Uzaktan bakarken fark edecek diye korkardım. Sonra korkmamaya başladım. Yine uzaktan ama bu kez doğrudan baktım. Bir keresinde eli elime değince parmaklarımı kokladım. Neden bilmiyorum ama çikolata kokmasini bekliyordum. Oysa hayallerimden çok daha muhteşem olan semavi bir koku sinmişti parmaklarıma. Yalnızken adını sayıklardım kendi kendime. Upuzun, dingin bir sessizlik ve dudaklarımda adı......