Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, maddi kuvvetten ziyade, fikir kuvvetine ve karanlıklar içinde aydınlığa doğru yol arayan Türk gençliğine dayanıyordu. Millet, yorgundu ve ruh çöküntüsü için deydi. Onun için, o vakit, İtilaf devletlerine karşı, açıktan açığa düşmanlık göstermemek ve padişah ve halifeye bağlı kalmak gerekiyordu. Bunu kavrayan Mustafa Kemal, Yunanlar üzerine zafer kazanıncaya kadar, "hilafet ve saltanatı düşmanların elinden kurtarmak için" mücadele ettiği inancını bozmamaya dikkat etmiştir. Bununla beraber, Büyük Millet Meclisi'nin 25 Eylül 1920 günkü gizli oturumunda Vahidettin'in hıyanetini açıklamıştı. İngilizlere karşı da, 16 Mart 1920 İstanbul baskınına kadar, açıkça düşmanlıktan çekindi. İngiliz haber subayları 1919 yılında, Anadolu'da serbestçe dolaşıyorlardı. Doğuda Yarbay Rawlinson ve Eskişehir'de General Solly-Flood gibi İngiliz yüksek subaylarından, milli maksatların yürütülmesi için faydalanmayı da ihmal etmemiştir.
İngilizler, Mustafa Kemal'i, önceleri "bir İttihatçı" yahut en az, "İttihatçılık fikirlerini" benimseyen birisi olarak görüyorlar ve birçok İttihatçı da kendisiyle işbirliği yaptıklarını kabul ediyorlardı. Harbord komisyonunun "Türklerin sınırı geçerek Ermenileri öldüreceklerine delalet edecek bir şey görmediklerini" söylemesi, İngilizleri şaşırtmıştı. Lord Curzon, bunu duyunca "ben katliam ihtimallerine karşı daima şüpheli davranmıştım" demekten kendini alıkoyamaz. Harbord, Paris yerine Erzurum'a temsilci yollamalarını, Erivan Ermeni hükümetine tavsiye etmişti. Rawlinson da, Tiflis'e "Müslüman ahali, insanlık adına Ermenilerin hâkimiyeti altında bulundurulmamalıdır" diye telgraf çekiyordu.