Fatih Süleyman Solak

Fatih Süleyman Solak
@Solomonss
7/10
·112 syf.·
Beğendi
·
2025 72. kitabı
Ales Kot
8.3/10 · 80 okunma
Reklam
7/10
·52 syf.·
Beğendi
·
2025 71. kitabı
Naber Dergisi
9.2/10 · 87 okunma
Akşamdan ortalık ağarıncaya kadar süren bu karşılıklı tartışma, Mustafa Kemal'in fikir üstünlüğü altında gerçekleşmişti. Oradakiler, onun sözlerinden büyülenmiş gibiydiler. Gecenin sona erip ortalığın ağardığına herkes üzülmüştü. Mustafa Kemal neler söylememişti! Oradakilerin hepsi, Meşrutiyet'i Abdülhamit'in kanlı ellerinden kurtarmakla milletin kurtulmuş olduğunu, her işin yoluna girdiğini sanmıştı. Daha yapılacak çok şey olduğunu ve düzeltilecek içtimai hastalıklarımızı onun ağzından işitmekle oradakilerin gözleri açılır gibi olmuştu. Mustafa Kemal, anlaşılıyordu ki, milletin dertlerini kendine dert edinmişti. O içini yakan memleket dertlerinin ateşiyle durmadan konuşmuştu. Genç Mustafa Kemal'in asıl ıstırabı "Türk milletinin Batı dünyasından çok geri kalmış olması"ndan ileri geliyordu. Ona göre asıl dava, Türkleri çağdaş medeniyete ulaştırmaktı. Mustafa Kemal, o toplantıdakilerin ne kumandanı ne de en yaşlısı idi. Sofra sonunda, herkeste beliren kanaat şu idi: "Mustafa Kemal millet mukadderatı hakkındaki düşüncelerini, etrafındakilere zorla, rütbe ve mevkiine dayanarak değil, fikir kuvvetiyle kabul ettirebilecek, ileriyi görebilen bir yurtseverdir. "
Sayfa 53 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okudu
Atatürk'ün liderliğindeki "Türk Kurtuluş Savaşı" ve "Türk devrimleri" daha doğru bir deyimle "Türk ihtilali" Birinci Dünya Harbi sonlarında, birçok millet tarafından girişilen kurtuluş savaşı ve ihtilallerin en başarılısı ve iç ve dış sonuçları bakımından en önemlisidir. Birinci Dünya Harbi'nde Türk vatanı, galipler arasında paylaşılmış, mütareke ile de en can alacak yerleri işgal olunmuş ve Türk milletinin istiklal ve hürriyeti fiilen sona ermişti. En fenası, "Birinci Dünya Harbi'ni kazanmış olanların diktasına karşı hiçbir şey yapılamayacağı fikrinin memlekette umumi bir hal almasıydı. Bu devletlerin merhametlerinden, Wilson prensiplerine sığınmaktan başka bir çare aranmıyordu. Mustafa Kemal, yabancıların merhametine inanmazdı. Wilson prensiplerine de bel bağlamazdı. Milletçe, mütareke şartlarının galipler tarafından kötüye kullanılmasına karşı devletçe ve milletçe dayanmak, mümkün olduğu kadar silah teslim etmemek ve Anadolu'nun elverişli yerlerinde toplanmak, fırsat gözetmek fikrinde idi." Bundan başka, "Milletler, harpte yorulmuşlardır. Anadolu'da, yeni bir harbe tutuşmak istemeyeceklerdir" diyordu. Daha mütarekede, Mustafa Kemal'i, o zamanın şahsiyetlerinden ayıran ilk şey, ondaki bu teşhis kuvvetiydi. Zaman, yalnız onun doğru düşünmüş olduğunu ispat etmiştir.
Sayfa 37 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okudu
Samsun'a çıkan Mustafa Kemal, maddi kuvvetten ziyade, fikir kuvvetine ve karanlıklar içinde aydınlığa doğru yol arayan Türk gençliğine dayanıyordu. Millet, yorgundu ve ruh çöküntüsü için deydi. Onun için, o vakit, İtilaf devletlerine karşı, açıktan açığa düşmanlık göstermemek ve padişah ve halifeye bağlı kalmak gerekiyordu. Bunu kavrayan Mustafa Kemal, Yunanlar üzerine zafer kazanıncaya kadar, "hilafet ve saltanatı düşmanların elinden kurtarmak için" mücadele ettiği inancını bozmamaya dikkat etmiştir. Bununla beraber, Büyük Millet Meclisi'nin 25 Eylül 1920 günkü gizli oturumunda Vahidettin'in hıyanetini açıklamıştı. İngilizlere karşı da, 16 Mart 1920 İstanbul baskınına kadar, açıkça düşmanlıktan çekindi. İngiliz haber subayları 1919 yılında, Anadolu'da serbestçe dolaşıyorlardı. Doğuda Yarbay Rawlinson ve Eskişehir'de General Solly-Flood gibi İngiliz yüksek subaylarından, milli maksatların yürütülmesi için faydalanmayı da ihmal etmemiştir. İngilizler, Mustafa Kemal'i, önceleri "bir İttihatçı" yahut en az, "İttihatçılık fikirlerini" benimseyen birisi olarak görüyorlar ve birçok İttihatçı da kendisiyle işbirliği yaptıklarını kabul ediyorlardı. Harbord komisyonunun "Türklerin sınırı geçerek Ermenileri öldüreceklerine delalet edecek bir şey görmediklerini" söylemesi, İngilizleri şaşırtmıştı. Lord Curzon, bunu duyunca "ben katliam ihtimallerine karşı daima şüpheli davranmıştım" demekten kendini alıkoyamaz. Harbord, Paris yerine Erzurum'a temsilci yollamalarını, Erivan Ermeni hükümetine tavsiye etmişti. Rawlinson da, Tiflis'e "Müslüman ahali, insanlık adına Ermenilerin hâkimiyeti altında bulundurulmamalıdır" diye telgraf çekiyordu.
Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okudu
Reklam