Fatih Süleyman Solak

Fatih Süleyman Solak
@Solomonss
null
null
null
153 okur puanı
Mayıs 2017 tarihinde katıldı
İnsanın ya kendinden kaçmak ya da kendini bulmak için okuduğunu söylerler. Ben ikisi arasında pek bir fark göremiyorum. Kaçarken kendimizi buluruz. Bulunduğumuz yerde değil, gitmek istediğimiz yerdeyizdir. Sylvia Plath'in ünlü sorusu gibi, "Yok mu zihinden bir çıkış yolu?" Ergenliğimde alıntıların derlendiği bir kitapta bu soruya rastladığımdan beri düşünürüm. Ne anlama geliyor, cevabı ne olabilir? Eğer ölüm dışında bir çıkış yolu varsa, bu ancak kelimeler aracılığıyla olabilir. Zihni tamamen terk etmek yerine, bir düşünceyi terk etmenize yardımcı olabilecek kelimelerden tuğlalarla eskisinin yanına, daha sağlam temellerle bir benzerini, daha iyisini inşa edebilirsiniz.
Sayfa 131 - Domingo·Kitabı okudu
Reklam
HAYAT ZOR, güzel de olsa çok zor. Anladığım kadarıyla, üstüne fazla kafa yormayarak baş edebiliyor insanlar bununla. Ancak kimileri bu gücü bulamaz kendin de. İnsanlık hali... Düşünüyoruz, o halde varız. Yaşlanacağımızı, hastalanıp öleceğimizi biliyoruz. Bunun tanıdığımız, bildiğimiz, sevdiğimiz herkesin başına geleceğini de biliyoruz. Unutulmamalı ki sevginin varlık nedeni de bu. Muhtemelen, depresyonu böylesine hissedebileden tek canlı türü insandır; medeniyetler, diller, hikâyeler ve aşk şarkıları gibi olağanüstü şeyleri yaratabilecek kadar olağanüstü bir tür olduğumuz için sadece... Chiaroscuro, ışık ve gölgenin oluşturduğu kontrast anlamına gelir. Bu tekniğin kullanıldığı Rönesans tablolarında karanlık gölgeler İsa'nın ışıklar içinde olduğunu vurgulamak için kullanılırdı. Ölüm ve çürüme gibi her türlü kötülüğün iyi şeylere yol aça bileceği fikrini kabullenmek zordur; ancak ben buna içtenlikle inanıyorum. Ara sıra agorafobik ama daima büyük şair Emily Dickinson'ın dediği gibi: "Bir daha asla geri gelmeyecek olmasıdır, yaşamı bu kadar tatlı kılan."
Sayfa 94 - Domingo·Kitabı okudu
Einstein göreliliği anlamanın en kolay yolunun, aşkla acı arasındaki farkı düşünmekten geçtiğini söylemiş "Güzel bir kadının yanında geçirdiğiniz bir saat size bir saniye gibi gelir; kızgın korların üstüne oturduğunuzdaysa bir saniye bir saat gibidir." O zamanlar benim her ânım kor gibiydi. Daha iyi hissetmek dışında gerçekten arzuladığım tek şey zamanın daha hızlı akmasıydı. Saatin 9 yerine 10'u göstermesini, sabahların öğleden sonraya dönmesini, Eylül'ün 22'sinden 23'üne atlamayı istiyordum. Aydınlığın karanlığa, karanlığın aydınlığa dönüşmesini. Odamdaki dünya küresi hälä duruyordu. Bazen yanında öylece dikilir, küreyi çevirir ve dünyayı sonraki milenyuma dek ileri sardığımı hayal ederdim. Bazı insanlar kafayı paraya takar ya, ben de zamana takmıştım. Sahip olduğum tek silahtı. Sterlinleri, penileri biriktirir gibi saatleri, dakikaları biriktiriyordum. Biriktirdiğim anlar, kaygılarımın azgın sularının ortasında şamandıra misali yükselip umut verirdi bana. Bugün 3 Ekim, o günden beri yirmi iki gün geçti. Zaman aktıkça, hayatta kalmayı başarmış ve hâlâ kimseyi bir şapkayla karıştırmamışken, bunu atlatabileceğime dair inancım kuvvetleniyordu. Tabii her zaman değil. Günleri Jenga tahtaları gibi üst üste dizip ilerleme kaydettiğimi sanırken, bir anda beş saatlik bir panik atak veya kıyamet karanlığında geçen koca bir gün araya girip Jenga günlerini yerle bir ediyordu.
Sayfa 86 - Domingo·Kitabı okudu
"... o kum fırtınası bittiğinde, nasıl olup da onun içinden geçe bildiğini, nasıl hayatta kalabildiğini anlamayacaksın. Hayır, o fırtına gerçekten bitti mi bunun bile farkına varamayacaksın. Yalnız, tek şeyden emin olacaksın. O fırtınanın içinden geçtikten sonra, fırtınanın içine ayak attığındaki kişi olmayacaksın artık, aynı kişi olmayacaksın. Evet, işte kum fırtınasının anlamı bu." -Haruki Murakami, Sahilde Kafka
Sayfa 72 - Domingo·Kitabı okudu
... Depresyon siz değil, yalnızca başınıza gelen bir şey. Üstelik genellikle konuşarak hafifleyen bir şey. Kelimeler. Rahatlatma. Destek. Yaşadıklarımı açıkça ve doğru dürüst konuşmam on yıldan fazla zamanımı aldı. Konuşma eyleminin başlı başına bir terapi olduğunu fark ettim. Konuşabildiğiniz zaman, umudunuz da vardır.
Sayfa 70 - Domingo·Kitabı okudu
Reklam