İnsanlar sadakat konusunu nasıl da gözlerinde büyütürler! Gençler sadık kalmak isterler, kalamazlar; yaşlılar sadakatsizlik etmek isterler, edemezler. Söylenecek söz bundan ibaret...
Güzelliği ölmeyen her şeyi kıskanıyorum. Senin çizdiğin portremi kıskanıyorum. Benim yitirdiğim şeyi o neden saklasın ki! Geçen her dakika benden bir şey eksiltirken ona bir şeyler ekliyor. Ah, öbür türlü olabilseydi! Değişen şu resim olsaydı da ben olduğum gibi kalabilseydim! Neden yaptın sanki bunu? Gün gelecek benimle alay edecek bu resim, feci şekilde alay edecek!
Ne hazin!” diye mırıldandı gözlerini
kendi portresinden ayırmadan. “Ne hazin şey! İhtiyarlayıp çirkinleşeceğim, iğrenç olacağım. Oysa bu resim sonsuza dek genç kalacak. Şu haziran günündeki yaşından öteye hiç gitmeyecek... Öbür türlü olabilseydi! Sonsuza dek genç kalan ben, ihtiyarlayansa şu resim olsaydı! Bu uğurda... Bu uğurda her şeyimi verirdim! Evet, koca dünyada vermeyeceğim hiçbir şey yok! Ruhumu bile satarım bu uğurda!
Her zaman! Çok çirkin bir deyim bu. Duyar duymaz kanım donar. Kadınlar bayılırlar bunu kullanmaya. Her aşkı, sonsuza dek sürdürmeye çalışarak berbat ederler. Sözcük olarak da anlamsızdır. Bir kaprisle ebedi bir aşk arasındaki tek ayrım kaprisin biraz daha uzun ömürlü olmasıdır.