Ceza yöntemi, çocukluk evresi uyumlu gibi gözükerek atlatılmış olsa dahi, ergenlik yıllarında patlayan bir volkan misali çocuğumuzdaki kanayan yarayı püskürtmeye başlar. Sırf anne-babasının canını acıtmak için (çünkü onlar da yıllar boyu evlatlarının canını yakmışlardır) madde kullanmak, ibadeti terk etmek, evlilik dışı ilişkilerde bulunmak, çetelere karışmak gibi uç noktada davranış örüntüleri ortaya çıkabilir. Canı yanan genç, farkında olmadan, anne-babasının canını yakmak motivasyonuyla hayata sarılabilir. İşin acı tarafı, bunu yaparken yaralarını iyileştirmek bir yana, bilakis daha da derinleştiriyor olmasıdır. Yara büyüdükçe tepkisel davranış artar, davranış arttıkça yara daha da çok kanamaya başlar.
Hem çocuğunu güç kullanarak disiplin ettiğini düşünen anne-babaların düşünmesi gereken ayrı bir soru daha vardır: “Ona gücümüzün yettiği çocukluk yıllarında ceza vereceksek, artık gücümüzün yetmeyeceği ergenlik dönemi için bir planımız var mıdır?”
Ceza alan çocuk, ya korktuğu için ebeveynine uyum sağlar ya da kendini değersiz hissettiği için olumsuz davranışına ara verir. Her ne kadar ebeveyn çocuğun bu halini ‘disiplin’ sansa da, çocuk yalnızca baskılanmıştır. Bu nedenle tepkiselleşir, duyarsızlaşır ve zarar verici davranışlarını çoğaltır. Nitekim hüküm giymiş suçluların hapisten çıktıktan sonra yeniden suç işlemesi ya da çok caydırıcı cezai müeyyideleri olmasına rağmen bazı insanların ağır suçlara yönelmesi, bize negatif disiplin yöntemlerinin çok da işe yaramadığını gösterir.
Oysa çocuklarımızı açmayı bekleyen bir tohuma benzetirsek, tohumun büyüyüp çiçek açabilmesi için doğru toprağa koymak, ihtiyaç duyduğu şekilde sulamak, doğru saksıda bulundurup güneş ışığından faydalanmasını sağlamak ebeveynin görevidir. Eğer işin sonunda tohum çiçek açmaz, kurur ya da cılız olursa, bu, tohumun kötülüğünden değil, tohuma bakan bahçıvanın yanlış yöntemlerinden kaynaklanır.
Kalbi birbirine yakın olan insanlar bakarak konuşmazlar; hisleriyle, gözleriyle, bakışlarıyla anlarlar. Bu bağlamda annelik dediğimiz sanat, çocuğa ‘söz’ değil, ‘göz’ dinletmektir.