Ne kadar istesek de boşuna; bir zamanlar sonsuza dek bizimmiş gibi görünen, elimizden kayıp gitti çoktan. Her şeyin ama her şeyin görünme biçimi; tarlaların ortasında yapayalnız duran kilise, çan kulesinde yere serilen yatak, anımsanan bir ses, bir elin dokunuşu, sevgi dolu bir yüz. Hepsi yitip gitti ve sana düşen tek şey acının dinmesini beklemek.
Yaz! Yirmili yaşlar ve yaz! Ve aşığım! Hayır, daha bile iyi; gizliden gizliye aşığım; üstüne titrediğim, kendime sakladığım bir aşk bu. Tuhaf bir his; çoğumuz için koca ömürde nadiren bir kereden fazla duyumsanan bir his. Kitaplarda çoklukla bir tür elem, bir çeşit ızdırap olarak tasvir edilir ama benim için öyle değildi. Belki daha sonra, ama o zaman değildi.