Sevgi, korku, acı, suçluluk hissi, bağışlayıcılık. Bunlar repertuvardaki standartlar. Kendimize göre yorumlamak zorunda olduğumuz şarkılar. Yalnız olduğumuzu sanmamızın nedeni bu bağlantılara karşı çoğu zaman kör oluşumuz.
Gülümsediği halde kendini umutsuz hisseden bir adam. Gözünü telefonuna dikmiş, videoda dans eden kişi gibi görünebilmeyi isteyen bir ergen. Sahibine susadığını anlatmaya çalışan bir köpek...
Çok saçma değil mi? Vücudumuzu bu şekilde yargılıyor olmamız. Yaşlandıkça daha da görünmez olduğumuz halde kendimiz zannettiğimiz şeye sıkı sıkı sarılmaya devam etmemiz... Tüyleri sararıp solmuş olsa bile, serçelerin kanatlarından rahatsız olduklarını hiç sanmıyorum.
"İnsan İnsan olduğu sürece, tabii ki her yaşta bir şeyleri yargılıyor ama salonun daha refah olmasını istedikçe, yargılarımızı da mobilyalar gibi yeniliyor, yerlerini değiştiriyoruz..."