Bilime, ışığa, güneşe doğru uçuyordun, sonsuz gerçeğin gün ışığına ulaşmaktan başka derdin yoktu; ama kör sinek, çılgın bilge, öbür dünyaya, aydınlığın, bilimsel bilginin dünyasına açılan o göz kamaştırıcı pencereye doğru atılırken, kaderin seninle ışığın arana gerdiği o ince örümcek ağını göremedin, büyük bir coşkuyla içine daldın; sefil çılgın, şimdi kafan parçalanmış, kanatların kopmuş bir halde kaderin demirden iplikleri arasında çırpınıyorsun!
“…birbirlerine derin bir nefret besleseler de bilginler arasında adet haline gelmiş o övgü dolu giriş sohbeti yaşandı. Aslında bu gelenek günümüzde de sürmektedir, başka bir bilgine iltifat eden bir bilginin ağzı, içine zehir katılmış bir bal kanavozudur.
Dünyada Sorbonne'daki tartışmalardan, Homeros'un mısralarından başka şeyler olduğunu, insanın sevgiye ihtiyaç duyduğunu, şefkatsiz ve aşksız bir yaşamın boş, yaygaracı ve yürek parçalayıcı bir çark düzeni olduğunu fark etti.