"Eğer kendinizi sevmez ve saygı duymazsanız başka birini sevmeniz çok zor olacaktır. Çünkü sadece kendinize verebileceğiniz bir şeyi diğer kişiden bekliyor durumunda olacaksınız."
"Bizim hareketimiz, mesuliyet hareketidir. Davamız; hayata uymak değil, hayatımızı Hakk'a uydurmaktır."
İşte bu eserde yazarımız Mustafa Kutlu bir yandan davasını Hakk'a uyduranlara pencere açarken öte yandan da davasını hayata, çağa uyduranlara kapı aralıyor.
Davası uğruna gece gündüz çalışan, bu davanın fikri kanadı olan Murat Ağabey bir tarafta; davayı dünyevi ihtiraslarına kurban eden Asım ve Erzurumlu Yunus öte tarafta..
Kerim de bu davanın fiziki yükünü omuzlamaktan imtina etmekten çekinmeyen diğer bir karakterimiz..
Asırlık bir çınar..
Bahçedeki şadırvan.
Kitap külliyatları ile dolu raflar.
Sıcak çaylar, yalın gösterişsiz sofralar, her daim dumanı tüten soba..
Ve dava erlerine sığınak olan o dernek.
Eser boyunca şunu görüyoruz: Dava değişmez ama davanın etrafındaki şahıslar hep değişir.
Mühim olan sizi hak davaya götüren kişilerle bir arada bulunmanız.
İşte tam da bu noktada Profesör Asım Bey'in oğlu İlhan karşımıza çıkıyor usulca bir sahur sofrasında.
İlhan ailede bulamadığı dava yoldaşlığını dışarıda aramaya koyulur.
Ona bu esnada babasının kütüphanesindeki tozlu rafların ardında kalan kitaplar eşlik eder.
Annesinin bitmek bilmeyen lüks istekleri babasının dinmek bilmeyen dünyevi hırsları İlhan'ın dünyasında asla yanıt bulmaz.
Kimi zaman davanın karşısında aileni kimi zaman arkadaşlarını görebilirsin.
Ama İlhan ailesinin bu tutumlarına karşı direnir ve yine de davasının izinden gider.
En nihayetinde onun da yolu bir zamanlar babasının davasına ocak olmuş Murat Ağabey'in derneğine çıkar.
Babası Asım geçmiş ile asla yüzleşmek istemezken geçmişi tamamen unutamaz da. Her daim zihin dünyasında gelip geçer o günler bir film şeridi gibi.
Ama o davasının kendisine belki de en çok ihtiyaç duyduğu zamanda ona çoktan sırtını dönmüştür ve bir daha arkasına bakmak