KızılCanYıldız.

KızılCanYıldız.
@Sorgazm
... BERİKİ ÜLKESİNDEKİ ÖTEKİ ACTIVIST-SOCIAL ATHEİST BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN? BİR FİKİR? SADECE BİR FİKİR? TEHLİKELİ BİR FİKİR
.... Kültürel iktidarı almak Bu yazıyı bu dilde okuyabiliyorsanız, 6 Şubat’ta nasıl bir sabaha uyandığımızı tekrar anlatmaya gerek yok. Çok üzgünüz, çok öfkeliyiz. İnsanların hayatına mâl olan, bir ülkenin kaderini oyuncağa çeviren yozlaşmışlığa, işbilmezliğe, beceriksizliğe öfkeliyiz. Bu beceriksizliğin bilinçli, son derece politik bir tercih olduğu gerçeğine, dillerden düşmeyen o bekanın burada somutlaşmasına öfkeliyiz. Her fırsatta büyüklüğüyle böbürlenilen bir devletin kudretsizliğine, bu kudretsizliği gizlemek için yapılan bin bir türlü soytarılığa öfkeliyiz. Bir halkı elinde esir tutan, örgütlülüğü yalnızca kendi mafya rejimini sürdürmeye yeten, sivil toplum örgütlerine yapılan yardımlara çökmeye çalışan, siyasi parti kılığına girmiş bir suç örgütüne öfkeliyiz. İnsanına onurlu bir yaşamı çok görenlere öfkeliyiz. Sosyal medyadan takip ettiğimiz editörler, çevirmenler, akademisyenler, yayıncılar, yani meslekleri kendini ifade etmek olan, başka zamanlarda dile dair yetkinlikleriyle hayran bırakan insanlar, bu manzara karşısında yalnızca küfredebiliyor, bilinen herhangi bir küfre sığmayacak bu organizasyonsuzluk, göz göre göre yapılan bu halk düşmanlığı karşısında söyleyecek söz bulamıyor. Yine de hepsi biliyor ki konuşmak lazım. Konuşmak lazım ki kayda değer tek defterin, bizim defterimiz olduğu bilinsin. Pazartesi nasıl bir sabaha uyandığımızı anlatmaya gerek yok diye başladık, ama bundan sonra nasıl sabahlara uyanmayı hak ettiğimizi konuşmalıyız. Konuşalım o zaman, ama nereden konuştuğumuza da bakalım mesela. 9 Şubat Perşembe sabahı Türkiye’deki bir üniversitenin bünyesinde online dersim vardı. Dersin adı “Popüler Kültür”, ilk dersin konusu “Popüler nedir, kültür nedir, önemli midir?” idi. Program oluşturulurken sorunun cevabı evet olarak kurgulanmıştı, ama bunu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
.... İnancın arkeolojisi: Gökten ve gaipten alınan ilhamlar Eski toplumlarda hayatı anlama ve düzenleme ihtiyacına yanıt veren, yağmurun, depremin veya ölümün sebebini, karıncalar kadar çok olan karıncaları, ağacı ve göğü açıklayan, asayişi tesis eden, cezaları düzenleyen ve tortusu daha kurumsal formlara bürünerek günümüze kadar gelen geleneksel inançlar giderek itibar kaybediyor. Birçok toplumda kitleler atalarının dinlerini terk ediyor ve inançsızlar arasına katılıyor. Dinlerden azade bir hayat tarzını benimsiyor ve benliklerini dogmalardan özgürleştiriyorlar. En azından yüzeyde görünen böyle. Oysa derinlere indiğimizde bir başka gerçeklikle karşılaşıyoruz: seküler dinler. Kuantum, karma, astroloji, mindfulness ve daha birçokları… Çağımızın yeni insanı, yeni tanrılar yaratmakta oldukça mahir. Mesela içinde bulunduğu koşulları anlamak için gezegenlerin hareketlerine başvuruyor. Yaşadığı bir sorun karşısında, evrenin sevk ve idaresinde bulunan kozmik enerjinin olay yerine intikal edeceğini düşünüyor. Geleceğine ve geçmişine dair umut verici bir nüveyi kahve fincanındaki telvede görme beklentisinin çaresizliğini yaşıyor. Tüm bunlarda süpermarket raflarında satılan üçüncü sınıf kitapların, medyanın, kültürün muhakkak etkisi var, ama hakikat sanki daha başka bir yerde. Mütemadiyen yeni dinler icat etmemizin sebebi ne? Neden “yeni dinlere” ihtiyaç duyarız? İnancın, şüphesiz, konfor sağlama gibi bir işlevi var. Yaşamın bizden başka, bizden büyük, gizil bir güç tarafından kurgulandığı inancına bağlılık birçok açıdan rahatlatıcı. Bu kudret, bizim kudretimizin çok ötesindedir. Yaşama, dünyaya ve evrene yön veren şey bu güçtür. Böyle muktedir oluşu, insanları kendi yaşamlarında inisiyatif alma imkânından mahrum bırakır ya da insanların inisiyatif alma motivasyonlarına ket
.... Erdem sinyalciliğinden erdem budalalığına “Sinyalleme” (signalling), evrimsel biyolojide karşımıza çıkan bir kavram. Kuşların eş bulma arayışında sergiledikleri davranışlar bu kavramın güzel bir örneği: Erkek kuş, çekici dansıyla seçilme şansını artırmaya çalışarak dişi kuşa “sinyal” gönderiyor. Bir de son yıllarda karşımıza çıkan “erdem sinyalleme” (virtue signalling) olgusu var, üstelik sosyal medyanın da etkisiyle hayatımızda artık büyük bir yer edinmiş durumda. Erdem sinyalleme, nadiren iyi yönde kullanılıyor ama çoğunlukla büyük problemler yaratıyor. İnsan, sosyal bir varlık ve kabul görme arzusu taşıyor. Mesela, başkalarına ne kadar duyarlı olduğunu gösterebilmek adına özellikle gündemde olan çevrecilik, hayvan hakları gibi meselelere dair paylaşımlar yaparak bir nevi “erdem sinyalliyor”. Bunu yapanların her birinin asıl niyetlerini bilmek elbette mümkün değil. Söylemlerini eylemleriyle destekliyor mu, toplumsal meselelere çözüm üretmek için harekete geçiyor mu, yoksa amacı sadece takipçileri tarafından alkışlanmak mı? Bunu ancak kişinin kendisi bilebilir. Kaldı ki, topluma hesap vermekle yükümlü yönetici sınıf gibi kamusal bir konumu olmayan sivillerin yangın veya deprem gibi doğal afetlerde ya da başka güncel meselelerde açıklama yapma zorunluluğu yok. Ancak başkalarının güncel meselelere dair paylaşım yapıp yapmadığını gözetlemek erdem sinyalleme olgusuna iyi bir örnek teşkil ediyor. Oysa kimse kendi duyarlılığını başkalarının eylemsizliği ya da tutumu üzerinden ispatlayamıyor. Erdem sinyalleme, çoğunlukla riskli bir tutum. Kitlesel güdülerle hareket ederek, iptal kültürüne dahil olarak fazlasıyla tehlikeli olabilecek bireysel veya toplumsal cinnetlere katkıda bulunmak mümkün. Sosyal medyada etkileşimin artık yegâne geçerli onaylanma mekanizmasına
.... Ne işe yarıyor bu militan akılcılık? Türkiye kamuoyunda günden güne şiddetini arttıran, bulduğu her çatlaktan kendini gösteren, gittikçe yaygınlaşan yeni bir eğilimin varlığından söz etmek, ihtiyarlara özgü pastoral sezgiyle havada bir “sıklat” olduğunu söylemek artık mümkün. Havada bir sıklat var, “militan akılcılık” sıklatı. Bir süredir yağmur toplayan, kütle kazanan, gittikçe alçalan bulutlardan yağmur çiselemeye başladı bile. Bundan 10–15 yıl önce radikal liberteryen internet gençlerinin savunduğu asgari ücret tezlerini, serbest piyasa kültünün tele-vaizliğine öykünen yarı meczup medya ikonlarının ağızlarından duyar olduk. Kendini akılcılık, objektiflik olarak dayatan bu eğilimle önce ailelerin okumuş, parlak çocukları zehirlendi. Asgari ücretin açıklanmasının ardından kağıdı kalemi eline alıp işveren maliyetini hesapladılar, cumhurbaşkanının faizin sebep enflasyonunun netice olduğunu söyleyen iktisat tezlerine karşılık neredeyse “asgari ücret sebep, enflasyon netice” şeklindeki savlarını sıraladılar. Zamlı hâliyle yoksulluk sınırının altında kalan asgari ücret fazla bulunarak TÜSİAD’ın bile gerisinde pozisyon alındı. Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizinin ortasında, enflasyon altında ezilen yoksullarla değil de patronlarla empati yapıldı, patronlara ihtiyaçları olan duygusal destek verildi. Bütün bu sözler popülizm tuzağına düşmeden, duygusallığa yenilmeden, “dost acı söyler” düsturuyla, gerçekçilikle, akılcılıkla dile getirildi. Yakıcı bir barınma krizinin ortasında herkesin oturduğu evin sahibi olması gerektiğini söyleyen Erkan Baş da benzer eleştirilerden payına düşeni aldı. Bu fikrin lojistiğine, fizibilitesine, pratiğine yine aynı akılcılık ve hesap-kitap bilmekle karşılık verildi, herkesin oturduğu evin sahibi olmasının gerçekleşmesi mümkün
.... Baba Vanga’nın 2024 ve 2025 kehanetleri: 2024’te küresel çapta büyük bir ekonomik kriz olacak. Ekonomik güç Batı’dan Doğu’ya kayacak. Kansere çare bulunacak. İnsanoğlu büyük bir hastalıktan kurtulacak. Küresel ısınma yüzünden yıkıcı doğal felaketler meydana gelecek. Pasifik kıyılarında yıkıcı bir deprem meydana gelecek. İnsanlar önümüzdeki 200 yıl içinde uzaylılarla iletişim kuracak. İlerleyen yıllarda büyük bir tehdide karşı Rusya, Hindistan ve Çin birleşecek. 2033’te kutupların erimesi hızlanacak ve su seviyesi belirgin şekilde yükselecek. 2043’te Avrupa İslami bir yönetimle yönetilecek ve Müslümanlar dünya ekonomisinde söz sahibi olacak. Bu yönetimin başkenti Roma olacak. ABD ürettiği silahlarla 2066 yılında Roma’yı Müslümanlardan alacak. 2084 yılında doğa yeniden kendini bulacak. 2187 yılında insanlar ürettikleri teknolojiler sayesinde iki büyük yanardağ patlamasına engel olacak. 2480 yılında tüm dünya karanlık olacak. 3005 Mars’ta büyük bir savaş olacak ve tüm evren bundan etkilenecek. 3010 kuyruklu bir yıldız aya çarpacak ve dünyayı toz bulutu kaplayacak. 3025 Avrupa nüfusu neredeyse bitecek. 3076’da tüm dünyada Komünizm etkisini gösterecek. 3797’de tüm dünya yok olacak ancak insanlar uzayda bir yerde yaşama imkanı bulacak.