....
Çağdaş kadının bağımsızlık korkusu: “Sindrella Kompleksi”
Sindirella Kompleksi’ni ilk duyduğumda adı itibarıyla ve kadın meselelerine ilgim olduğundan dikkatimi çekti, biraz araştırdım.
İnternette tatmin edici bir kaynağa rastlayamadım.
Fakat yazar Colette Dowling’in Sindrella Kompleksi adında bir kitabı olduğunu görünce derhal sipariş ettim, okumaya başladım.
Belirtmem gerekir ki, kitabı “Gerçekten de öyle! Hadi canım!
Demek bu yüzden.
Ah, evet tam da benim hissettiğim!” diyerek okudum.
Her kadının kendine dair bir şeyler bulabileceği, bir miktar aydınlanma da yaşayacağı şahane bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
Yer yer kitaptan alıntılar da yaparak Sindrella Kompleksi’ni açıklamaya çalışacağım.
Dowling, kitabın ilk kısmında Sindirella Kompleksi’ni ve kitabın savını şöyle özetliyor: “Bu kitabın savı kişisel, ruhsal bağımlılığın (başkalarının bakımı ve gözetimi altında olmaya yönelik derin arzunun) bugünün kadınını engelleyen temel güç olduğudur.
Kadını, aklını ve yaratıcılığını tam olarak kullanmaktan alıkoyan ve büyük ölçüde bastırılmış tutumlardan ve korkulardan oluşan bu olguya, Sindrella Kompleksi diyorum.
Sindrella gibi, bugünün kadını da hâlâ dışarıdan bir şeylerin kendi yaşamlarını dönüştürmesini istiyor.” Yazar, Sindirella Kompleksi’ni “çağdaş kadının bağımsızlık korkusu” diye ifade ediyor.
Yüzlerce yıldır süregelen erkek egemen sistemde, kadınlar olarak doğduğumuz andan itibaren bir gün beyaz atlı prensimizin geleceğine, evlenip yuva kuracağımıza, çocuklarımız olacağına, evimizin becerikli hanımı olacağımıza, muradımıza ereceğimize, mutlu mesut yaşayıp gideceğimize dair dayatmalara maruz kaldık.
O beyaz atlı prens bir gün muhakkak gelecekti, nasıl bir hayatın içindeysek bizi oradan çekip çıkaracak ve birlikte masalsı bir hikayenin içine