'Ben de her zaman, "ben" olamadan "biz" olamayacağımızı söylüyorum. Kişilerin "biz" olabilmek için "ben'lerinden feragat etmesi gerektiği söylemi, zannımca çok büyük bir sömürü. Gerçek biz, kişilerin her birinin "ben" olabildiği ve özgürce "ben" lerini idrak edebildiği yer. Kişilerin "ben" olabilmesine izin ve imkân barındırmayan aidiyetlerin gerçek aidiyet değil sömürü olduğunu da o nedenle hep bu kadar ısrarla yineliyorum. Gerçek aile, yani ölü olmayan aile, bireylerden her birinin, mesela anne, baba ve çocuğun "ben" olabildiği, bu bireylerin her birinin "ayrı" olduğu halde aile olabildiği aile.
Bize söylendiğinin aksine ne kadar ayrıysak o kadar iyi birleşiyoruz. Çocuğum benden ayrı düşünüyor, benden ayrı hissediyor, benden ayrı davranıyor fakat buna rağmen onu bağrıma başabiliyorsam, çocuğum benden "ayrı" olduğu halde ona anne babalık edebiliyorsam, o zaman iyi anne-baba ya da iyi aileyim ben. Bir devlet, vatandaşı ondan ayrı düşündüğü, ayrı hissettiği, ayrı davrandığı halde ona devletlik edebiliyorsa, farklılıkları tolere edebiliyorsa iyi devlet.'