1000Kitap Logosu
Şükran Yiğit

Şükran Yiğit

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
8.3
174 Kişi
409
Okunma
25
Beğeni
2.152
Gösterim
Unvan
Yazar, Mühendis
Doğum
İstanbul, 1961
Yaşamı
1961’de İstanbul’da doğdu. Ankara’da büyüdü. ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu ve halen Frankfurt’ta yaşıyor. Romanları Ankara Mon Amour 2003, Bir Akdeniz Kedisinin Hatıraları 2004, Çatıkatı Aşıkları 2008 yılında İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Bu romanları yazmasının nedeni "yazı yazmanın" kendisine olan takıntısı değil, anlatmak istediği öyküler olduğunu sanmasıdır. "Frankfurt’a gelene kadar hayatımda iki önemli şehir vardı. İstanbul ve Ankara. İstanbul sokakların, Ankara evlerin şehriydi. İstanbul güzelliğin ve ihtişamın Ankara ise sadeliğin, mütevaziliğin şehriydi. İstanbul nereden geldiği belirsiz, aniden bastıran bir melankolinin, Ankara ise huzurun şehriydi. İstanbul’da hayat sokaklarda insanın karşısına çıkar, insanın başına gelir, Ankara’da ise hayat evden içeri kabul edilirdi. İstanbul’da ay Boğaz’ın üzerinde beklenen bir şenlikti, Ankara’da ise evinin penceresinden aniden görünüverirdi. İstanbul Led Zeppelin ise Ankara Jethro Tull’dı. İstanbul Polanski ise Ankara Godard’dı. İstanbul aşkın, Ankara arkadaşlığın şehriydi ve Frankfurt Westbahnof’taki o otelin balkonunda şehrin tüm hücrelerine kadar işlemiş yoğun sessizliği dinlerken, buraya gelmeden önce son yıllarımı geçirdiğim İstanbul’u değil, çocukluğumu geçirdiğim Ankara’yı düşünüyordum." - Şükran Yiğit, Wittgenstein'ın Yalnızlığı'ndan -
Esra Gönüllü
Ankara, Mon Amour!'u inceledi.
167 syf.
·
5 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Ankara, Mon Amour!
Yıl 1969, şehir Ankara... İki küçük kız çocuğunun; Suna ve Emel'in, henüz doğan çiçeği burnunda arkadaşlığı ile başlıyor hikâyemiz... Şükran Yiğit yine dönemin aile, komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerini, siyasî olaylarını kusursuz şekilde aktarmış okuyucuya. Derken bir anda, bir yasak aşkın gölgesi düşüveriyor üzerimize, sonra ayrılıklar, dağılan ve parçalanan hayatlarla birlikte sürükleniyoruz akıntıya kapılıp... Ve zaman geçiyor, acımasız zaman bizi bir anda 80'lere, sonrasında da 2000'lere getiriyor, sonra da ardına bile bakmadan çekip gidiyor... Biz kalıyoruz ama, biz dinliyoruz yola beraber devam ettiğimiz karakterlerimizin ağzından olanı, biteni... Onların yalnızlıklarını, tükenmişliklerini, çaresizliklerini, kendileriyle olan iç savaşlarını ve de hesaplaşmalarını... Kalbimi ağrıtan, Ankara'nın tanıdık, bildik sokaklarını soluduğum, oradan Paris'in uzaksı atmosferine uyandığım, müthiş bir hikaye okudum. Sözün özü; önce Burası Radyo Şarampol, sonra da Ankara, Mon Amour ile, hep yazsın, hep okuyalım dediğim yazarlar arasına hoş geldiniz sevgili Şükran Yiğit. Ve sevgili arkadaşlarım, söylememe gerek var mı bilmiyorum ama, bu kitabı mutlaka okuyun.
Ankara, Mon Amour!
Okuyacaklarıma Ekle
8
Esra Gönüllü
Burası Radyo Şarampol'u inceledi.
291 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Bazı kitaplar öğretir, bazı kitaplar düşündürür, bazıları ise kalbe dokunur... Benim için #burasıradyoşarampol kalbe dokunanlar arasında yerini aldı... Filiz'in 14 yaşıyla başlıyoruz yolculuğumuza; onun yoksulluğu, yoksunluğu ve kendine özgü hayal dünyası içinde geçen çocukluğuna, ilk hayal kırıklıklarına, ilk aşkına ve radyo tutkusuna tanık oluyoruz önce... Sene 1980, ihtilal zamanı... Siyasi karmaşalar, kayıplar, arananlar... Filiz ergenlik çağındadır o dönem ve kelimelerle arası iyidir, sayılarla da öyle. Biraz obsesif, obsesif demeyelim de sayılarla ve kelimelerle bazı masum totemleri var diyelim biz ona. 🙃 Anılara düşkün, kalbi yorgun, hep bir arayış içindeki Filiz'in en yakın dostu, bir diğer kadın karakter olan Mine Abla'dır. Bu sımsıcak hikâyeye biz Antalya'nın Şarampol Mahallesi'nde gezinerek başlıyoruz ama yolculuğumuz Berlin'e ve 2019 yılına kadar sürüyor... Damağımda bir kekre tat bıraktı bu kitap... Nasıl desem, tam sevineceğim, bir kalbim burkuluyor; üzüleceğim sırada bir kahkaha tufanı! Duyguyu okurun kalbine böylesine işleyen pek az kitap vardır. Yeri gelmişken söyleyeyim, Sevgi Cansever'in #ikibahçebirpencere kitabının tarzı da tam olarak böyledir. İkisini de alın, okuyun, okutun. Bana teşekkür edeceksiniz sonunda.
Burası Radyo Şarampol
Okuyacaklarıma Ekle
11
Burcu Booker
Ankara, Mon Amour!'u inceledi.
167 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Ankara’ya zaafım var. Ne orada büyüdüm ne annem babam Ankaralı ne de üniversite anılarımda Ankara soğuğu var. Birkaç kez turist olarak gitmenin ötesinde gerçek hiçbir anımın bulunmadığı bu şehirle bağım tam olarak nedir bilmiyorum. Bildiğim şey, ara ara canımın Ankara romantizmi çektiğidir. Eğer sizin Ankara ile ayakları yere basan bir bağınız varsa, bu kitap sizi atmosferik olarak daha da sıkı sarmalayacaktır. *** Atmosferi güzel, havası soğuk, soğuğu kuru dedik. 1969’da başlayan hikaye, kurgunun ilerleyişiyle bir miktar yılı geride bırakıyor. Yani kurgu beni zamandan da yakalıyor, 60’ların sonu, 70’lerin başını ne çok sevdiğimi bilirmiş gibi zaman yolculuğunda nokta atışı bir varış noktası tespit ediyor. *** Hem mekânın hem zamanın heyecanlandırdığı kurgudan beklentim çok yükseldiğinden, iş tehlikeli olmaya başlıyor. Aslında kurgunun kendisi de ümit vaat edici: bölümlerin uzunluğu dengeli olmasa da hikâye üç farklı bölümde, üç farklı karakterin ağzından anlatılıyor. Yaşananları farklı karakterlerin gözünden görüp, başka başka izlenimler olarak dinlemeyi de ne çok severim. *** Üstelik edebiyat da var kitapta. Farklı ülke edebiyatlarının farklı mevsimlere yakıştığına ilişkin pasajı çok seviyorum misal. Bir de bir yerde ana karakterlerden biri diğerine, “Bu kış o Rus romanlarını okuruz” diyor. Benim kış geceleri için planlarım da aşağı yukarı benzer olduğundan kendimi aralarında, üçüncü bir arkadaş gibi hissediyorum. *** Peki ne olmadı? Belli ki bir şeyler olmadı çünkü. Tam işaret edemiyorum. Ama Körburun’a yönelik hissettiğim şeylere benzer hislerle ayrıldım bu kitaptan. Belki de Türkiye’nin 20. Yüzyıl siyasi hareketleri etrafında oluşturulan kurgulara dair beklentim çok yüksek. Belki belirli dönemlere ve belirli tip olaylara ilişkin kafamda verili bir bağlam var, bu bağlama oturtamadığımda yazar tarafından ikna edilememiş gibi hissediyorum. Halbuki başlarda çok mutluyduk, habire serbest çağrışım ile düşünen küçük hasta kız çocuğuyla çok iyi anlaşıyorduk. Yani başka bir deyişle, başta yazarın evrenine ikna olmuşken, kitap ilerledikçe kendimi o evrenin dışında ve artık inanmaz halde buldum. *** Bunun yanında, çok kolay okunan, kısacık, Türkiyeli bir hikâye anlatan ve aslında belki de benim dışımda herkesin sevdiği bir kitap. Ben de sevdim, ama sadece bir parça. *** Sevgiler efendim!
Ankara, Mon Amour!
Okuyacaklarıma Ekle
10