..
Kabul etmekte zorlansa da maruz kaldığı bu şiddetin bir adı vardı: ayrımcılık! Duruşmalar esnasında en az yüz kere duyduğu ve anlamını ezbere bildiği bu kelime kendisini ilgilendiren bir tanım olamazdı; en azından eskiden o öyle zannediyordu. Ayrımcılık "Birine ırkı, cinsiyeti, ailevi durumu, kilosu, fiziksel görünüşü, ismi, sağlık durumu, sakatlığı, genetik özellikleri, âdetleri, cinsel kimliği veya tercihi, yaşı, siyasi görüşü, sendikal faaliyetleri, ait olduğu veya olmadığı etnik kökeni, ülkesi, ırkı veya dini nedeniyle farklı muamele etmek," demekti.
Bu kelime çoğu zaman, sosyolog Erving Goffman'ın, "Bir kalıba sokularak sınıflandırmak istenilen bireyi, bu kategoriden ayrıştıran ve farklı kılan özellik" olarak tanımladığı "damgalamak" kelimesiyle bir tutuluyordu. Bu sebepten dolayı acı çeken birey, Goffman'ın adlandırdığı şekliyle "normal bireylere" karşı çıkan "damgalanmış" bir bireydi.
Sarah artık damgalandığından emindi. Gençliği, diriliği göklere çıkaran bu toplumda hastalara ve zayıflara yer yoktu. Bugüne kadar güçlülerin dünyasına ait olan Sarah, yaşadığı sarsıntıyla artık saf değiştirmişti.
Bunun bir çaresi var mıydı? Hastalıkla nasıl savaşacağını biliyordu; hastalığa karşı kullanabileceği silahlar, tedaviler, yanında olan doktorlar vardı. Ama dışlanmaya karşı hangi ilacı kullanacaktı? Onu yavaş yavaş çıkış kapısına doğru itiyor, bir dolaba kilitlemeye çalışıyorlardı. Bu gidişi tersine çevirmek için yapabileceği ne vardı?
....