İmam Mevdudi hapishanede sigara ambalajına ya da bulduğu kağıda benzer her şeye yazarak kur-an tefsirini tamamlamıştı. Nemli bir gecenin karanlığı tığ gibi delen mavi havuz ışıkları altında japon yapıştırıcısı ambalajına yazıyorum ben de tüm bunları. Kağıt bulamadığımdan mı yoksa hapiste gibi hissettiğimden mi bilmiyorum. Bu şehirde her köşe başında bir ağaç, her ağacın ardında da bir turist beliriyor. Amansız bir yarış içerisinde herkes onları evinde ve memnun hissettirebilmek adına. Yapay bir kültür konjugasyonu. Bu şehirde her şey yapay. En başta da insanlar. Bunu gizlemek için her tarafı palmiyelerle donatmışlar ama bu bile genel resmin bir yan parçasıymışçasına sırıtıyor. Gizleme ihtiyacı duymadıkları iğreti bir gülümseme ifadesi hakim her suratta. Eğlenme baskısıyla buraya yığılmış gürültü kaynağı hepsi. Her yanı dağlarla çevrili ve bir açık hava hapishanesini andıran bu yerde sanki her şey hapsolmuş gibi yoğunlaşıp siniyor. Esrarın buruk kokusu ciğerlerde, alkolün suya hasret yakıcılığı kanda ve insanoğlunun ebedi yalnızlığı; duvarlar, ışık ve gürültüyle gittikçe sıkıştırılıp bir kayıtsızlık çemberinde hapsoluyor. Ben de bu duruma ayak uydurarak kendimi cam bir fanusun içinde gibi duyumsuyorum. Hiçbir şeyle doğrudan temas halinde değilim. Bana sorulan günlük basit sorulara bile cevap vermem zaman alıyor. Kendimi sunmak ya da açıklamak için hiçbir çabaya girmiyorum. Senaryosu önceden belirli ve bu mahşeri kalabalığın oynamış gözükmek için sahneye akın edip doğaçlama bir sahtelikte birbiriyle yarıştığı bu sıkıcı oyunda kendime uyacak bir kıyamet arıyorum.