"Bu yaşa erdirdin beni, gençtim almadın canımı
ölmedim genç olarak, ölmedim beni leylak
büklümlerinin içten ve dışardan
sarmaladığı günlerde
bir zamandı...
ölmedim, bir gençlik ölümü saklı kaldı bende.
Vakti vardıysa aşkın, onu beklemeliydi
genç olmak yetmiyordu fayrap sevişmek için
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
Hata yapmak
fırsatını Adem’e veren sendin
bilmedim onun talihinden ne kadar düştü bana
gençtim ben ve neden hata payı yok diyordum hayatımda...
Gençtim ya, ne farkeder deyip geçerdim
nehrin uğultusu da olur, dalların hışırtısı da
gözyaşı, çiğ tanesi, gizli dert veya verem
ne fark eder demişim
bilmeden farkı istemişim.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana yarabbi
taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu silinmez yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya rabbelalemin
tütmesi gereken ocak nerde?"
Söz istemeyen haller olur bazen ama o halin içinde de istemeden bulunuyorsundur.
Yaşamın uğramadığı anlar olur bazen, kanın damarlardan çekildiği anlar ama o anların içinde de bile isteye bulunuyorsundur.
Gel zaman git zaman, ne yaşamdan söz etmeye ne de o anı çekmeye halin kalmaz. Ölmezsin ama bedenin tam orada kokmaya başlar çünkü ölüm her zaman fiziksel değildir.
İnsan, zaman içerisinde nasıl da dönüşüyor. Bazen ummadığı şeye. Bazen de olmaya can attığı şeyden daha fazlasına. İmrenerek baktığı yerin alçaklığına şaşıyor bazen. Gözünü artık yukarı kaydırmaktan caydığı nokta belirleniyor o anda. Konuşmak için, tanışmak için ve en son sevmek için can attığı kim varsa yüzyıllık küllerle örtülmüş gibi başkalaşıyor gözünde. Bir övgüye muhtaç ilk gençlik yıllarının acemi telaşında kendini aşma yolundaki her adımı özürlerle, belki benlerle, neden benlerde sekteye uğratışını o geçici olgunluk aynasında devrik gözlerle izliyor. Bu şekilde kendi çevresinde oluşturduğu aşılmaz halkaların sayısını giderek arttırıyor olmanın yardıma muhtaç yalnızlığını kendine güç belliyor. Ayakta kalmaya devam etmenin doğal yolunun bu olduğunu bilmeden tamamen içgüdüleriyle kendisi için biçilen bu tek yola giriyor. Yabanıl duyguları kendine ev kılmanın ama daha da yalnızlaşmanın o korunaksız duvarları ilk gençliğinin üstüne taşınmaz yükler bırakıyor. Tüm bu yükleri kaldırmaya gönüllü bir şekilde ya da kaldırmayıp her şeyi parçalama seçeneği yokmuşçasına kambur bir sırta, yorgun bir bedene değişiyor olgunluğu. Tam bu sırada konforlu yalıtılmışlığı çekici bir yan kazanmış oluyor. Yabancılar gelip sorular soruyorlar kendi sorunları hakkında, bir zamanlar ilişkilenmiş olanlar gelip nemalanmak istiyorlar kendileri hakkında, ağırlık taşımaya alışkın omuzlarına kendi varoluşlarının, onu görmekten uzaklığının ağırlığını yüklüyorlar. Bir tek kendileri var orada. Yabancıların dünyasında her şey kendileri hakkındadır. Hiçbirinde özne olamadığını farketmenin burukluğunu seziyor insan. Fakat artık dönüşme yaratacak kadar yeni ya da yıkıcı bir şey değil bu. Durağanlaşıyor ve kendini akıntıya bırakıyor. Batmakta olan güneşin son ışıltılarında, gölgelerin karanlığa teslim