Yıldızların saçlarına yuva yaptığı, ruhu solmuş çiçeklerin renklerini özsüz bırakan kadın: Sylvia Plath!
Kaosunu insanlara nasıl bir ağızla aksettiriyorsun ki okuyanlar nimet sayıyor bunu? Ve bu kutsallığı kaburgalarıma kaburgalarıma nasıl işliyorsun, yoksa sen uzun yıllardan beri ölü taklidi mi yapıyorsun? Şu dünyanın görmüş görebileceği ender kadınlardansın şüphesiz.
Kırlarda yayılmayı, göllerde boğulmayı, bebek bezi değiştirmeyi ya da toplama kamplarının aydınlatmalarını çağdışı anlatan, günlük bir olayı anlatır gibi ruhunu ince ince, dolaya dolaya, kilden şekiller ortaya koyan başka bir kafa yapısı var mıdır, çok merak ediyorum. Bu kadın en meziyetli yoğun anlatımı dahi; tereyağından kıl çekercesine, öyle işçilikli ve rahat yapıyor ki hayran kalmamak elde değil. Betimlemeler, bin kişilik seyircinin önünde ilk kez sahneye çıkacak olan bir baletin, perde ardındaki heyecanı gibi pır pır... Hem acemi hem genç ve güzeller. Tek soluklu bir okuma söz konusu değil, sizi alıp karşı kıyıya fırlatmıyor, unutun bunu. Birden içine çeken bir derinlikte yüzmeye gayret göstermeniz gerekiyor. Okudukça anlıyorsunuz, anladıkça bir psikoloğun gözünden bakmaya çalışıyorsunuz bu derinlikte nelerin savaşını vermiş olabileceğine...
Gelişigüzel, sonsuz, tek noktadan ibaret olmayan bir kitap kesinlikle. Bir kadının hayata karşı sesini çıkaramadan attığı çığlıklar, vehimlerin kaymaklaşmaya başladığı dönüşüm, yaralının kan kaybı... Siz nasıl takdir buyurursanız...
Anlamaya gayret edip, yüreğinin sıkıntılarını aynı yerden hissettikçe ya da o olabildikçe bir nebze, cennet bahçesindeki kahkahalarını duyabileceğimize inanıyorum. Seni başka seviyorum Sylvia!