Mahmut usta istanbulluların yüzyıllardır kuyuya attıkları, sakladıkları şeyleri saymayı da çok severdi: kılıçlar, kaşıklar, şişeler, gazoz kapakları, lambalar, bombalar, tüfekler, tabancalar, oyuncak bebekler, kafatasları, taraklar, nallar ve en akla hayale gelmez şeyleri bulmuştu eski kuyularda. Gümüş paralar da bulmuştu. Belli ki bunların bazıları, susuz, kör kuyulara saklanmak için atılıyor, sonra da yıllarca, yüzyıllarca unutuluyordu. Bu tuhaf değil miydi? insanın sevdiği, kıymetli bir şeyini kuyuda bırakıp sonra da unutması acaba neyin işaretiydi?