Yoksul bir köyde ailesiyle birlikte yaşayan küçük bir çocuk ile bir horoz olan Gülibik’in hikayesi anlatılır kitapta. Hayvancılık ve tarımla uğraşan ailenin küçük çocukları ahırdaki adı Kınalı olan tavukla oynamak ister. Kınalı bir türlü çocuğu yaklaştırmaz yanına. Çünkü Kınalı kuluçkaya yatmıştır. Ertesi gün civcivler yumurtadan çıkar. Çocuk bu duruma çok sevinir ve bu mutluluğunu arkadaşı Alişir ile paylaşır.
Alişir tavukların horozlardan daha iyi hayvanlar olduğunu düşünmektedir. Çünkü tavuklar yumurta yaparak soylarını devam ettirirler, ancak horozlar yumurtlamadıkları için ölünce ancak ölü bir horoz olurlar.
Çocuk tatilde babasıyla birlikte tarlaya, bahçeye gidip ona yardım etmektedir. Eşeği ile babasına yiyecek azık taşımaktadır.
Çocuk ile babası her hafta birlikte pazara giderler. Peynir, yoğurt, yumurta gibi köyde ürettikleri ürünleri satmaya çalışırlardı.
Çocuk okula gittiğinde Gülibik’i çok özlüyordu. Bir horozu sevmeyen onunla arkadaşlık etmeyen öğrenciler ve öğretmenler onun Gülibik’e olan sevgisini pek anlayamıyorlardı. Çocuk bundan dolayı onlara kızmıyordu. Çünkü onların hiç horoz arkadaşı olmamıştı.
Gülibik’in ilk kez ötmesi çocuğu çok sevindirmişti. Ancak anne ve babası onun bu kadar sevinmesine anlam verememişlerdi. Birinde Gülibik hastalanmıştı. Çocuk bu duruma çok üzüldü. Kış şartları ağır geçiyordu. Hayvanlar açlıktan hastalanıyorlardı. Bazı tavuklar ölünce çocuk Gülibik’i eve aldı. Onunla çok ilgilendi. Gülibik iyileşince de çok sevindi.
Bir gün babası satılacak tavukların içine Gülibik’i de koymuştu. Çocuk pazarda Gülibik satılmasın diye çok uğraşmış ve buna engel olabilmişti.
Babası horoz dövüşlerinde çok para olduğunu duymuştu. Gülibik’i dövüştürmeye başlamıştı. Günlerden bir gün yine dövüştürmek için Gülibik ‘i hep birlikte pazara