“ ….Bir hafta sonra, bir ay sonra beni bir hapishane arabası içinde bu köprüden geçirip götürecekler…Acaba bu kanala nasıl bakacağım o zaman? Şimdi böyle düşündüğümü hatırlayacak mıyım? ….Acaba o zaman da şimdi gördüğüm gibi mi göreceğim? Ya neler düşüneceğim; neler duyacağım? ….İşte, şu şişko beni iten… Kimi ittiğini biliyor mu acaba? Şu kadında kıcağında çocukla dileniyor… Beni kendisinden daha mutlu sayması çok ilginç doğrusu….”
“Şimdi niçin, niçin uğradım ben bu kıza?….Onun gözyaşları gerekti bana, nasıl korktuğunu, yüreğinin nasıl parça parça olduğunu görmem gerekti! Bir şeylere tutunmam, gidişimi biraz olsun geciktirmem, bir insana bakmam gerekti!….”
-….Şampanya gibi kan dökenler Capitol’de taç giyip insanlığın kurtarıcıları olarak kutsanmışlardı! ….Başarabilseydim, bana da taç giydireceklerdi! Şimdiyse kapana sıkıştım!
-…Bu farklı bir şey. Bu, o değil!
-Demek bu o değil! Biçim olarak, estetik bakımdan demek istiyorsun herhalde? Anlamıyorum doğrusu: Yolunca, yordamınca kuşatılmış bir halk üzerine bombalar yağdırmak, biçim bakımından kimseyi rahatsız etmiyor ve saygıdeğer bir şey sayılıyor bu! Estetik kaygısı, güçsüzlüğün ilk belirtisidir!
- Bu utançtan kurtulmak için kendimi sulara atmak istedim, ama köprüde, suyun üstünde dururken, kendimi şu ana kadar güçlü gördüğüme göre, şimdi de utanca dayanmam gerektiğini düşündüm. Bu, gurur değil mi, Dunya?
-Gurur, Rodya.