Sevmek, nefret etmeye engel değil.
Bu kitaba karşı iki duyguyu da aynı yoğunlukla hissediyorum. Çok sevmiş olmam beni hayal kırıklığına uğrattığı, canımı acıttığı ve haliyle içimde nefret doğurduğu gerçeğini değiştirmiyor.
Suikastçının Arayışı, Farseer Üçlemesinin son kitabı. Daha büyük bir evrene açılan bir kapı olduğu için bu üçlemede tüm gizemlerin çözülmesi, her şeyin tamamlanmasını beklemiyordum. Tek beklentim ana karakterimiz olan FitzChivalry'nin tüm sancılardan sonra huzura ermesiydi. Ama kaderi buna izin vermedi. Ve ben bu konuda çok kızgınım. Kırgınım.
Kraliyet Suikastçısında tüm karakterleri anlamış, oldukları gibi onları sevmiştim. Bu kitapta hepsinden, oldukları kişilerden nefret ettim. Bir noktaya kadar Fitz (ve elbette Gecegözleri) dışında bir Burich ve Soytarı var diyordum ama sonra Burrich de fotoğraftan hızla ve şiddetle çıktı. Gecegözleri ve Soytarı. Bu ikili hariç herkes Fitz'i yüz üstü bırakmış gibi hissediyorum.
Veliaht Verity, yardım almak için Elderlinglere doğru yola çıktıktan ve Kral Shrewd'ün ölümünün ardından Altı Dükalık hızla bir kaosa sürüklenmişti. Verity'e sadık olan herkes Regal'in hedefi oldu. Kettrickhen Soytarı ile birlikte kaçıp Dağ Krallığına sığınmıştı. İzan ile dirildiğini bilen Chade ve Burrich bile ayrı kaldıklarında Fitz'in yine de öldüğünü sanıyorlarken, tek başına Elderlingleri getirmeye çalışan Verity irfanla Fitz'i çağırdı. Ve Fitz çabaladı. Çok çabaladı. Her şeyi yoluna koymak, krallığı kurtarmak, Verity'i bulmak ve onu getirmek, kendi ailesine sahip olmak veya en azından onları koruyabilmek için...
500 sayfalık bir yolculuk. Kitabın başından beri Verity'e ulaşmalarını bekledim. Ve tatmin olmadım. Bu üçlemenin son kitabı. Artık bir şeylerin yolunda gitmesi gerekmez mi? Hep öyle olmaz mı? Önce karakterlerin ayağı