Esasen nefret ile tapınma, düşmanlıkla hayranlık birbirlerine zıt gibi görünmekle beraber aynı kaynaktan çıkıp aynı kapıya vuran, biraz da zavallılığı andıran "sübjektif" duygulardır. Tarih, dönem ve olay incelemelerinde bunlar ölçü olamaz.
Fakat devletin kendisi, dinin ve dinî hayatın üzerindeki elini asla çekmemiştir.
İşte Hristiyanlara "Türk lâikliğinin" çok garip gelmesi bu sebeptendir.
Hangi sebeple olursa olsun iki yıl önce bizzat M.Kemal'in sözleri, vaazları ile göklere çıkardığı İslâmiyeti âdeta silmek ve din adamlarını ortadan kaldırmak istercesine takınılan haşin bir devlet tavrı, dosta düşmana hayret vericidir.
Milletlerarası siyasette dahi Müslümanlıktan ve İslâm milletlerinden kopmuş görünmek "ilerici politika" sayılmıştır. "Türkiye'nin dinden İslâmdan ayrıldığını, dinsiz olduğunu" İslâm âlemine yayan İngiliz politikasına T.C. yöneticileri de sanki yardım etmişlerdir.
"Avrupa her ne kadar zorlarsa zorlasın, Batı tipi bir demokrasi Türkiye'de hiçbir zaman gerçekleşmez. Tüm değerlerini yok eden lâik bir sistemle yönetildiğinden, İslamî hareketin böyle bir demokrasinin gölgesinde yeşermesinden korkar.."