Kitapta "Ahsenü'l-Kasas" yani en güzel kıssa olarak adlandırılan Hz.Yusuf kıssası anlatılıyor. Bilindiği üzere Kuran'ı Kerim'in yaklaşık olarak üçte biri kıssalardan oluşuyor. Şüphesiz ki bunlarda bizim için sayısız hikmetler var. Ne zaman ki bunlara geçmişe ait hikayeler olarak bakmayı bırakıp hayatımıza dersler çıkarmak için okursak bambaşka etkilerini fark ederiz. İşte bu kitapta kıymetli yazar Fatma Bayram bize daha önce hiç fark etmediğimiz bakış açıları sunuyor, detaylar gösteriyor. Akıcı bir dille alabileceğimiz dersleri öğretiyor, hayatımızı kıssalarla şekillendirebileceğimizi ve örnek şahsiyetleri anlatıyor. Çok verimli ve besleyici bir okuma serüveni, şiddetle tavsiye edilir.
"Eyvah ki bu baziçede biz yine yandık,
Kaybettiğimiz ortada, bilmem ne kazandık?"
Fırka-ı Naciye, Asr-ı Saadet'in yolu, İslam'ın kendisi olan Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat.. Kitap bir akide kitabı olmaktan ziyade Ehl-i Sünnet'i genel bağlamda açıklayan ve bidat ehline karşı müdafa eden bir eserdir. Köydeki dedesinden daha çok kitap okuyan, ilim öğrenen gencin Ehli Sünnet hassasiyetinin dedesinden çok daha düşük olmasına yapılan bir eleştiridir. Sahabeden sonra çıkan sapık kolların Ehli Sünnet karşısındaki yıkılışını gösterir. Ve "İşte iz, geliniz." der.
Akaid, başlanması gereken en temel noktadır. Doğru inanca sahip olmadan yapılan her amelde noksanlıklar bulunur. İnsanın dinini özümseyebilmesi ve ibadetlerine aktarabilmesi neye inandığını güzel bir şekilde bilmesiyle gerçekleşir. Hasılı bir Müslüman olarak Ehli Sünnet Akaidini okumanın ne kadar gerekli olduğunu anlıyoruz.
Elimizdeki bu kitap ilmî konulara biraz bile ilgisi olan bir insan için gayet anlaşılır ve akıcı. Bölüm sonlarındaki sual-cevap kısımları birçok insanın aklına takılan sorulara yanıt veriyor. Ki Tahavî günümüzde en çok okunan ehli sünnet akaidi kitaplarından. Hoca da şerhini günümüzdeki noktalara da parmak basarak açıklamış.
Günümüzde her hocadan farklı ses, her yerden ayrı bidatçılar çıkıyor. Bu kadar bilgi kirliliği ve kafa karışıklığı içerisinde sağlam bir akideye tutunmak imanımız için çok önemli. Allah bu ümmetin gençlerini bâtıl yollardan korusun .
Yıllar önce okuduğumda beklentimi karşılamayan, anlamsız bulduğum bir kitaptı. Zaman nasıl da olgunlaştırıyor ruhu. Şimdi anladım sahiden bir "Ermiş" olduğunu.
Kitap Kızılderili bir çocuğun annesini kaybedip büyükbaba ve büyükannesinin yanına gitmesiyle başlıyor. Ve onlar da bu minik çocuğa "Küçük Ağaç" ismini veriyorlar. İlk başlarda uzun uzun doğa betimlemeleri görüyoruz, daha sonra doğa hayatı ve büyükbabanın hayat tecrübeleri ağır basmaya başlıyor. Öyle saf, öyle doğal bir eğitim ki bu; hayat okulu dedikleri bu olsa gerek. Bu eğitim sürecinde küçük ağaç karakter olarak gelişirken dünyayı da tanıyor. Beyaz adamın faşistliğini, politikacıların yalanlarını... Kitabın sonuna doğru akademik eğitim ile doğa hayatındaki eğitimi kıyaslama imkanımız oluyor. Ne ironik ki akademik eğitimin acımasız maddeciliği karşısında hayat tecrübesiyle gelişen ruhun kıymeti ortaya çıkıyor. Bugün okullarda eksik kalan "İlim kendini bilmektir." düsturunun aslında yaşamın içinde gizli olduğunu öğreniyoruz. Doğa hayatından bu kadar uzakta kalmak, ağaçların kuşların dilinden anlamayıp omurgalı hayvanların ismini sınav için ezberliyor olmak gerçekten üzücü geldi.
Kitabın en güzel mesajlarından biri kandaşlık kavramıydı. Zannedilenin aksine kan bağı olması değildi kandaşlık. Birbirini anlayabilen insanlar, birbirini sevebilirdi. Konuşmalarına gerek bile kalmazdı bazen. Ve Çerokiler buna kandaşlık diyordu.
Anlamak sevmek ve kandaş olmak dileğiyle..