Gözyaşlarımı sildim, hıçkırıklarımı bastırdım ; acımı gösterirsem beni avutmak için içimde doğaüstü bir ses uyandırabileceğimden ya da karanlıklar içinde haleli bir yüzün belirip acıma ifadesiyle üzerime eğilceğinden korkuyordum.
Dostoyevski,
Karamazov kardeşleri bitirdim.
Şimdi içimde tuhaf bir eksiklik var; sanki Alyoşa bir yerde hâlâ yürümeye devam ediyor,
Ivan susmuş gibi görünse de zihninde tartışmayı
bırakmamış, Dmitri ise kaderiyle henüz tam hesaplaşmamış.
Sen bu romanı bitirmedin, yalnızca yarıda sustun. Senden tek bir şey isterdim: Onları bir kez daha konuşturman. Çünkü bazı kitaplar kapanınca bitmez, insanın içinde yaşamaya devam eder. Tıpkı bu karakterlerin senin içinde yaşadığı gibi.
İnsanlar inkar edilemez zekâlarına rağmen bu komediyi ciddiye alıyorlar. Kötülük bunda zaten. Tabi acı çekiyorlar…
Ama…
Hiç olmasa yaşıyor, gerçek, düşsel olmayan bir hayat yaşıyorlar, çünkü hayat aslında acı demektir. Acısı olmasa zevki de olmazdı ; her şey sonu gelmez bir övgü ayinine dönerdi.
Kutsal, ama sıkıcı …
Ya ben?
Ben, hem acı çekiyor hem yaşamıyorum.
Denklemin bilinmeyeni benim. Her şeyin başının sonunu kaybedip sonuçta adını bile yitiren bir hayalim…