Ne zaman ki içimde bir rüzgâr esip çiçeklerimi alıp götürse, bu da gelir geçer dediğim şeylerin masum olmadığını anladım. İstemesem bile kabullenmek zorunda kalmam ne kadar acı verici.. Dökülmesi gereken binlerce kelime varken sessizliğe sarılmak, olan biteni bir türlü aklımın almaması, her vakit kapı dışında kalmak, ne zordur adım attığım yolların aslında ayrı çıkmazda son bulması. Neden dizlerim güçlü kuvvetliyken tutunmazsam düşecek gibiyim? Avazım çıktığı kadar bağırmak istediğim tepeler nerede benim? Uğruna yalın ayak koştuğum köşe başındaki dondurmacı geldi aklıma. Neden her defasında çocukluğumu hatırlatan düşler çıkıyor karşıma?