Boğulanların sesleri, söylentileri, gögeleri , şarkıları: İşaret mi bunlar yoksa işkence mi bilemiyorum. Birisi bahçede zamanın geçişini geciktiriyor. Ve sonbahar yaratıkları sessizliğe terk edilmiş.
Şeylere esaslı isimler vermekmiş benim kaderim. Artık yokum ve bunu biliyorum; bilmediğim şey, benim yerime neyin yaşadığı. Her şeyi yok etti haşin bir rüzgâr. Ve şarkıyı unutanlar adına konuşamamış olmak.
Kelimelerin kifayetsiz kalması için, kalpte bir șeylerin ölmesi gerek.
Dilin ışığı müzik gibi sarıyor beni, yaslı köpeklerin dişlediği bir resim gibi, ve kış, duvara âşık bir kadın gibi tırmanıyor üzerime.
Ümit etmekten vazgeçmeyi ümit ettiğimde, senin düşüşün gerçekleşiyor içimde. Artık bir hiçten başka bir şey değilim.
Șeyleri isimleriyle anmamak. Dikenli kenarları, yemyeşil bitki örtüsü var șeylerin. Fakat gözlerle dolu bu odada kim konuşuyor? Kim dişliyor kâğıttan yapılmış ağzıyla? Dile gelen isimler, maske takmış gölgeler. Bendeki bu boşluğu iyileştir - dedim. (Işık kendisine âșıktı benim karanlığımda. Kendimi șunu söylerken bulunca
anladım yokluğumu: benim bu.) Beni iyileştir - dedim.