Bazen bizden istenen şeye karşı çıkarız; buna rağmen içimizde itaat duygusu vardır ve bizden istenen şeyi yapmadığımız için bir yandan da suçluluk duyarız. Suçluluk duyduğumuzda , davranışımızın birini incitip incitmediğine bakalım. Davranışımız birini incitiyorsa kuşkusuz bu davranışı değiştirebiliriz. Davranışımız kimseyi incitmediği halde suçluluk duyuyorsak, neden suçluluk duyduğumuz üzerinde düşünebiliriz.
Eğer bizden beklenenler hakkında özgürce tartışamadığımız bir ortamdaysak, orada bir yanlış vardır. Bir masada, oradaki herkesle eşit şekilde "Ben şu konu hakkında bana yanlış davrandığınızı düşünüyorum" diyemiyor, başkalarıyla onların bize davranış şekilleri hakkında konuşamıyorsak, hatta bu davranış biçimlerini sorgulamamıza izin verilmiyorsa, orada bir istismar vardır.
Çocukların ağızlarına uzatılan bir yiyeceği ağızlarına almayı istememe ve ağızlarını açmama hakları vardır. Bir çocuk, sadece yiyecekleri değil, kendisine sunulan ve teklif edilen her şeyi reddetme hakkı olduğunu bilmeli. Biri bize top atıyor diye, o topu tutmak zorunda değiliz.
Kendi hislerinden rahatsız olmayan kimse, bir başkasının hissiden de rahatsız olmaz. Oysa bir insanın hissinden rahatsız olmak, bu hissi yasaklamak, birine " Bunda üzülecek bir şey yok, bunda korkulacak bir şey yok, bunda kızacak bir şey yok, o kişiye kırılmaman gerekir," gibi cümlelerle konuşmak duygusal istismardır.