Sude Atıcı

Cesaretin Bir Paradoksu
Kendimizi tüm bir dolulukla adamalıyız, ama aynı zamanda yanılıyor olabileceğimizin de farkında olmalıyız.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Reklam
Otantik yakınlık için gereken cesaretin kamçılanmasına engel olmak için günümüzün yaygın bir pratiği sorunu gövdeye kaydırmak, onu basit bir fiziksel cesaret haline getirmektir. Toplumumuzda fiziksel soyunma ruhsal ya da cinsel soyunmadan daha kolay -gövdemizi paylaşmak, daha kişisel olduğu hissedilen ve paylaşılmasının bizi daha zedelenebilir kıldığını denediğimiz fantezilerimizi, umutlarımızı, korkularımızı ve arzularımızı paylaşmaktan daha kolay. Tuhaf nedenlerle en çok önem taşıyan şeyleri paylaşmakta utangacız. Böylece insanlar, bir ilişkinin daha “tehlikeli” olan yapısından kurtulmak için hemen yatağa atlayarak kısa-devre yapıyorlar ne de olsa gövde bir nesnedir ve ona mekanik davranılabilir. Oysaki fiziksel düzeyde başlayan ve kalan yakınlık otantikliğini yitirmeye eğilimlidir ve az sonra kendimizi boşluktan kaçar buluruz. Otantik toplumsal cesaret, kişiliğin birçok düzeyinde aynı anda yakınlık gerektirir. Kişi ancak bunu yaparak kişisel yabancılaşmayı yenebilir. Hiç şüphesiz yeni insanların karşılaşması beklentinin coşkusuyla birlikte bir kaygı çarpıntısını da getirir; ve ilişkinin derinliğine indikçe her yeni derinlik yeni coşkular ve kaygıları da beraberinde getirecektir. Her karşılaşma, bizi bekleyen bilinmeyen bir kaderin habercisi olabileceği gibi, diğer kişiyi otantik biçimde tanımanın heyecan verici tadına doğru bir uyarıcı da olabilir.
Sayfa 51·Kitabı okudu
Toplumsal cesaret
Yakınlık cesaret gerektirir, çünkü risk kaçınılmazdır. İlişkinin bize nasıl etki edeceğini daha baştan bilemeyiz. Kimyasal bir etkileşim gibi birimiz değişirse , ikimiz de değişeceğiz. Kendimizi gerçekleştirirken gelişecek mi yoksa yıkılacak mıyız? Emin olabildiğimiz tek şey eğer kendimizi ilişkiye, iyisine kötüsüne, tüm varlığımızla bırakırsak bundan etkilenmeksizin çıkamayacağımızdır.
Sayfa 50·Kitabı okudu
Yaratma Cesareti
Duygusuzluk (apathy): Apathy sözcüğü, duygu, acı anlamına gelen pathos sözcüğünün başına olumsuzluk anlamı katan an‘ın getirilmesiyle türetilmiştir. Tutkunun, heyecanın, duygulanımın katılması, eğitilmesi, etkilemesi duygusuzluktur; kişinin otoriteye boyun eğmesi anlamına gelir. May, bu apatiyi, duygu ve hayal gücü baskısı altında kişinin içe dönmek zorunda kalmasıyla gündeme gelir; birey bu yüzden yeni bir kimlik problemiyle yüz yüzedir: “Kim olduğumu bilsem de, hiçbir anlamım yok. Diğer insanları etkileme olanağım yok.” Böyle başlayan sürecin bir adım ötesi duygusuzluk, daha sonrası ise şiddete başvurmaktır. May, duygusuzluğu seks olgusu içinde incelediğinde, kişinin “ölü” olmadığını kanıtlamak için sekse abandığını anlatır. İç yaşam kuruduğu, duygu azaldığı zaman duygusuzluk artar, kişi bir diğer insanla has bir etkileşim kuramayip, ona dokunamazsa şiddet, iblisçe bir zorunlulukla olası olan en dolaysız dokunma itkisi halinde ortaya çıkar. Bununla birlikte, May duygusuzluğu, modern çağda yaşamanın zorunlu sonucu olarak görüp, bu durumu trajik bir paradoks olarak niteler: “Bir çeşit duygusuzlukla kendimizi korumalıyız,” der. Duygusuzluk, insanın aşırı dürtüldüğü bir ortamda, ”iz bırakacak bir hasara uğramadan yenilgiyi yaşamasıdır, ancak duygusuzluk hali uzarsa, salt zamanın geçişi ile kişi zarar görür.“ Duygusuzluk, bir havlu atma, es koyma, geçici bir pes etme gibi görüldüğünde, ”insan en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.”
Sayfa 44·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce

Sude Atıcı

, bir kitap okudu
Puan vermedi·168 syf.·
2025 3. kitabı
Rollo May
7.9/10 · 3.206 okunma
Reklam