Duygusuzluk (apathy): Apathy sözcüğü, duygu, acı anlamına gelen pathos sözcüğünün başına olumsuzluk anlamı katan an‘ın getirilmesiyle türetilmiştir. Tutkunun, heyecanın, duygulanımın katılması, eğitilmesi, etkilemesi duygusuzluktur; kişinin otoriteye boyun eğmesi anlamına gelir. May, bu apatiyi, duygu ve hayal gücü baskısı altında kişinin içe dönmek zorunda kalmasıyla gündeme gelir; birey bu yüzden yeni bir kimlik problemiyle yüz yüzedir: “Kim olduğumu bilsem de, hiçbir anlamım yok. Diğer insanları etkileme olanağım yok.” Böyle başlayan sürecin bir adım ötesi duygusuzluk, daha sonrası ise şiddete başvurmaktır. May, duygusuzluğu seks olgusu içinde incelediğinde, kişinin “ölü” olmadığını kanıtlamak için sekse abandığını anlatır. İç yaşam kuruduğu, duygu azaldığı zaman duygusuzluk artar, kişi bir diğer insanla has bir etkileşim kuramayip, ona dokunamazsa şiddet, iblisçe bir zorunlulukla olası olan en dolaysız dokunma itkisi halinde ortaya çıkar. Bununla birlikte, May duygusuzluğu, modern çağda yaşamanın zorunlu sonucu olarak görüp, bu durumu trajik bir paradoks olarak niteler: “Bir çeşit duygusuzlukla kendimizi korumalıyız,” der. Duygusuzluk, insanın aşırı dürtüldüğü bir ortamda, ”iz bırakacak bir hasara uğramadan yenilgiyi yaşamasıdır, ancak duygusuzluk hali uzarsa, salt zamanın geçişi ile kişi zarar görür.“ Duygusuzluk, bir havlu atma, es koyma, geçici bir pes etme gibi görüldüğünde, ”insan en büyük iflası içinde tekrar bir şey yapabilecek duruma gelene kadar kişiliğini koruyan bir mucizedir.”