İnsan kendisine ait bir sözü,bir meselesi,bir istikameti olmasını beklemektense etrafta hazır bekleyen aidiyetlerden birisini üzerine giyiveriyor,varlığın en temel ve en yorucu meselelerine evlilikle,çocukla değilse bile bir yama yapıveriyordu.
Gerçi çocuklar kime emanet edilebilirlerdi? Her nesil,bir öncekinin yaraları,hüsranları ve yetersizlikleriyle malul,birtakım kırık dökük şeyleri devralıyor,çoğu zaman bunları biraz daha kırıp aşındırıp,bir sonrakine miras bırakıyordu.
İyi insanlar da bize anlamsız,acımasız vicdansızca gelen şeyler yapabilirlerdi.Bu onların kendilerince haklı nedenleri olmadığı anlamına gelmezdi.Bir andan bir durumdan bir davranıştan kural çıkarmak,herkesin yaptığı kötü şeyle değerlendirip yargılamak yanlıştı muhakkak
Kendisinden önce milyonlarca kadın,erkek ve çocuğun yaptığı gibi (aynı kelimelerle olmasa da) sevginin boş bir vaat,karşılıksız bir senet olduğunu düşündü.
İnsanı limana bağlayan aktarılmış usuller,hep öyle yapılageldiği için öyle yapılan şeyler olmadı mı,insan hayatı havada uçuşan polenler gibi ne olduğu bilinmeyen ama var olduğu bilinen amacına hiç yaklaşamadan,varması gereken adresin üstünden kayıp giden bir şeye dönüşürdü.