Bir türlü soygun ganimetiydi nihayetinde zaman. Yağmalanmış bir şey. Biz onu dünyadan arakladığımızı sanırken, dünya ömrümüzden tırtıklardı. Biz ona yaslanıp bir şeylerin başlamasını beklerken, o tüm varlığıyla bir şeyleri bitirmeye adanmıştı. Zekayla kavranamayacak, bilmekle anlaşılamayacak, anlamakla hallolamayacak karışık işler...
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bir yere dönmek, baştan sona yanılgıdan ibaret. İnsan, döndüğünü zannederken, aslında sadece kaybettiği şeyi arıyor. Esasen aradığı yerin, kaybettiği şeyin ve tabii kendisinin üzerinden çok sular aktığı, zahir ve tezahür fazlasıyla aşındığı için, bulmanın imkansızlığını görmeye Nobelli fizikçi zekası gerekmiyor. Heyhat, zeka tek başına işe yaramıyor. Hatta zeka denen kibirli illet, çoğu kez işleri karıştırmaktan başka işe yaramıyor. Aklına güvenip gönlünden çelme yiyen herkes bunu bilir. Bilmenin beyhudeliğini bilen herkes...
Günahkar Adem' in hayırsız evlatları böyledir. Nankör ve vefasız. Gidemedikleri şehirlerin ismini gittiklerinden, kendilerini sevmeyen insanların cismini sevenlerinden, gerçekleşmemiş hayellerin hevesini gerçekleşmişlerden berrak hatırlarlar. Kavuşamamak nasıl aşka teşvik ederse, vuslat da günü geldiğinde unutmaya azmettirir.
Tarihteki dönemlere birer isim verilir.........Kavimler mesela, göçtüklerini fark etseler de yaptıklarının Kavimler Göçü olduğunu bilmez. Yontma Taş Devri sakinleri, taş yonttuklarının ayırdındadır elbet ama devindikleri devranın ileride böyle nam alacağını kestiremez. Bu isimler hep sonradan üflenir zamanın kulağına. Tarih tarihe karıştıktan sonra.