Birdenbire, insanların savaş tehdidi karşısında bu denli pasif olmalarının nedeninin, çoğunun en basit ifadeyle yaşamı sevmemelerinden kaynaklandığını fark ettim.
Artık bir insanın kim olduğu ve hangi kişisel özelliklere sahip olduğu önemli değildir. İlgi çekici olan, bir insanın kendini hangi yetenekler ve kişilik özellikleri için eğitebileceğidir; örneğin, her zaman arkadaş canlısı, göreve hazır, müşteri odaklı ve kıymet bilen bir insan olabilmek gibi. Artık önemli olan, insanın kendini canlı hissedip hissetmediği değil, kendini canlı bir şekilde sunup sunamadığıdır. Önemli olan "olmak" değil, sergilenen performanstır.
Fromm'a göre, 1950'lerde, yaşamı sevme ve kendini canlı hissetme yeteneklerini giderek kısıtlayan bir gelişmenin önü çoktan açılmıştı. Endüstriyel üretim, seri üretilen ürünler için satış stratejisinin (pazarlama) daha belirleyici olduğu bir pazar ekonomisine yol açtı. Pazarlamanın her şeye hâkim olduğu bu süreç birçok insan tarafından o kadar içselleştirildi ki insanlar kendi kişiliklerini de başarılı bir şekilde pazarlanması gereken bir ürün gibi görmeye başladılar.